Nil Oteli Cinayeti: Devrim zamanında suç ve ceza

20.12.2017 - 12:44

Foti Benlisoy, Sosyalist İşçi gazetesindeki yazısında yönetmen Tarık Salih tarafından çekilen ve diktatör Hüsnü Mübarek'in iktidarına son veren Mısır Devrimi'ne doğru giden süreci arka planına alan "Nil Oteli Vakası" filmini değerlendirdi. 

Kahire sosyetesinin gözde mekânlarından olan Nil Oteli’nde ünlü bir kadın şarkıcı ölü bulunur. Emniyet personeli, talihsiz hadisenin eskilerin deyimiyle bir “tutku cinayeti” olduğuna kanidir. Ancak cinayeti araştırmakla görevli müfettiş Nureddin araştırmasını derinleştirdikçe karşısına, milletvekili ve aynı zamanda dev bir müteahhitlik firmasının patronu olan Hatim Şefik çıkacaktır. Şefik, Başkan’ın (yani Mübarek’in) oğlunun yakın bir arkadaşıdır ve devasa reklam panolarında “Yeni Kahire” sloganıyla tanıtılan büyük inşaat ve kentsel dönüşüm projelerinin ardındaki isimdir.

Şefik’in meseleye dahil edilmesi, Nureddin’in amirlerini rahatsız eder doğal olarak. Zaten emniyet birimleri arasında haraca kesilen bölgelerin sınırları ve kimin ne kadar aldığı-alacağı hususunda ihtilaflar vardır. Bir de Başkana yakın isimleri bir cinayet davasına karıştırmanın yeri de zamanı da değildir. Mısır’da ulusal bir bayram olan 25 Ocak “Polis Gününe” şunun şurasında fazla bir şey kalmamıştır. Belki de en iyisi, “su testisi su yolunda kırılır” deyip şarkıcının ölümünü intihar diye duyurup kapatmaktır. Ancak (haklı olarak) polise güvenmeyip kaçan ve Sudanlı temizlik işçisi olan bir görgü tanığı da vardır ve meseleyi kapatmak öyle göründüğü kadar kolay olmayacaktır.

Tarık Salih’in yönettiği yeni nesil bir “film noir” olan “Nil Hoteli Vakası”, Nureddin’in (Fares Fares) belki de farkında olmadan bu cinayet davasının içine sürüklenişini anlatıyor. Nureddin, eşi ve kızını bir trafik kazasında yitirmiş, tavandan tabana çürümüş polis teşkilatında o yozlaşmanın ister istemez parçası olmuştur. Tipik bir “anti-kahraman” olan, etrafındaki insanlarla anlamlı ilişkiler kurabilme yetisini çoktan yitirmiş, yalnız ve elbette sinik Nureddin, Mısır Mübarek’i devirecek devrime doğru yol alırken kendini, cinayetin karman çorman düğümünü çözmeye çalışırken bulur. Kariyerine, belki de yaşamına mal olacağı muhakkak olan bu çabası, onun kişisel devrimi, kendi ayaklanmasıdır adeta.

“Doğu”ya, azgelişmiş “Güney”e has bir politik gerilim filmi değil “Nil Hotel Vakası”. Mübarek Kahire’sinin çürümüşlüğü, yolsuzlukları, eşitsizlik ve tahakküm biçimleri hepimiz için çok tanıdık. Nureddin’in arşınladığı tozlu kentin distopik atmosferi, Şefik gibilerinin yaşadığı ve yemyeşil bahçelere, golf sahalarına sahip villalarla, Sudanlı göçmenlerin yarısı kesilmiş plastik şişelerle yağmur suyunu topladıkları mahalleleri arasındaki çarpıcı tezat, tam da yaşadığımız, her şey olduğu gibi kalırsa yaşayacağımız dünyanın bir özeti. Aslında “film noir”ın pek çok klişesine başvurduğu için rahatlıkla bir “tür parodisine” dönüşebilecek bir filmken bu “sahicilik”, bu “güncellik” Nil Oteli Vakası’nı etkileyici kılıyor.  

Ernest Mandel, polisiye romanın toplumsal tarihini incelediği çalışmasının sonunda, “polisiye romanın yükselişi bir bütün olarak burjuva toplumunun bir suç toplumu olmasıyla açıklanır” diye yazıyordu. Burjuva toplumunun yükseliş çağında suç, Sherlock Holmes tipi rasyonel birey tarafından çözülecek bir düğümden ibaretti. Ancak bu medeniyetin çözüldüğü, çürüdüğü devirde suç, artık o toplumun kendisinden, o toplumun işleyişini karakterize eden hiyerarşik ve eşitsiz ilişkilerin kendisinden başka bir şey değildir. Tam da bu manada, “Nil Hoteli Vakası”, suçlunun ya da caninin artık bir birey ya da grup değil de bizatihi sistemin kendisi olduğu “kara polisiyenin” mahirane bir örneği. Bir tür “spoiler” sayılır mı bilmem ama katil, (aslında rahatlıkla tahmin edileceği üzere) toplumsal eşitsizlikleri, siyasal kokuşmuşluğu ve aleni riyakârlığıyla Mübarek Mısır’ından başkası değil. 

Film, Mübarek’e karşı toplumsal ayaklanmayla Nureddin’in cinayeti çözmeye kilitlenmiş kişisel başkaldırısının kesişim noktasında sona eriyor. Umutla değil, tam da türe has çıkışsızlık, umutsuzlukla. Daha doğrusu, yukarıda bahsi geçen “katilin”, hızla kabuk değiştirip hiçbir şeyin değişmemesi için her şeyi değiştiriyor görüntüsü verme kabiliyetine yapılan atıfla bitiyor film. Nureddin’in aynı zamanda amcası olan amiri Kemal’in kâhince deyişiyle, ayaklanmanın harareti durulunca “önce ordu çağrılacak sonra gene bize ihtiyaç duyacaklardır” nasıl olsa. Kemal’lere ihtiyaç her devirde yeniden doğacaktır. Belki karanlık ama şu son yıllardaki bir dizi mücadelenin karşı karşıya kaldığı karşı devrimci kuşatmaya dair sert bir ikaz niteliğinde bir son.  

Foti Benlisoy

(Sosyalist İşçi)