Bir neoliberal fantezi olarak “arınma”

24.10.2016 - 08:57

Gelebilecek, yakın bir gelecekteyiz. Ne olmuşsa olmuş, ABD siyasal kaos, iktisadi ve toplumsal bir yıkımla karşılaşmıştır. Ancak neyse ki felaket durdurulabilmiş, Amerika küllerinden yeniden doğmuş, “Yeni Kurucu Babaların” önderliğinde selamete çıkmıştır.

Bu yeniden kuruluşu anmak adına her yıl “arınma” adı verilen bir özel gece tertip edilir. Bu gecede polis, itfaiye ve sağlık hizmetleri başta olmak üzere tüm kamu kurumları tabir caizse “tatil” yapmakta ve cinayet de dahil tüm suçlar serbest bırakılmaktadır.

James DeMonaco’nun yönettiği distopik korku filmi serisi The Purge (Arınma), işte böyle bir arka planda cereyan ediyor. Resmi anlatıya göre “arınma gecesi” insanların içindeki habis yanları ortaya saçtıkları bir tür terapi işlevi görmektedir. Bu “katartik” deneyim sayesinde suç oranları düşmekte, “insanın doğasından kaynaklandığı” belirtilen şiddet bu geceye yoğunlaştırılarak kontrol altında tutulmaktadır.

Ancak işler hiç de söylendiği gibi değildir. “Arınma”, şiddetin kontrolsüzce boşaltılması yoluyla gerçekleşen terapetik bir ritüelden fazlasıdır. Açığa çıkan şiddet, özel güvenlik şirketlerince korunmayan, özel korumalı banliyölerde yaşamayan yoksulları tasfiye etmektedir. “Arınma gecesi”, alt sınıfları kontrol etmenin, “üretken” olmadığı için “atık” addedilen nüfusun “etkisizleştirilmesini” sağlamaktadır. Böylece işsizlik ve suç oranları düşmekte, düzen sağlanmaktadır. Yani “arınma”, alt sınıfları pasifize edip sindirmek, nüfus oranlarını kontrol etmek için “yukarıdan” yürütülen bir sınıf savaşı mekanizmasıdır.

2013 yılında gösterime giren serinin ilk filminde bir arınma gecesinde, güvenlik sistemleri satan bir firmanın yöneticilerinden olan James Sandin’in evine konuk oluruz. Sandin ve ailesi “arınma” ritüeli dolayısıyla müreffeh bir yaşam sürmektedir. Ancak arınma gecesinin neden olduğu dehşet, sonunda onların o korunaklı yaşamına da bulaşacaktır. Aslında serinin bu ilk filmi, kamusal alanın, yani ev dışının giderek daha tehlikeli ve kaotik bir hal aldığı inancına dayanan ve kamusal ile özel arasındaki sınırın silikleşmesini bir dehşet unsuru olarak kullanan, “haneye tecavüz” konulu korku sinemasının izinden gider. Farkı, bu türe özgü tema ve klişeleri siyasal alegoriyle harmanlamasıdır.

Serinin 2014 yılında gösterime giren ikinci filmi (The Purge: Anarchy), ilkinin aksine bir evde geçmez, sokağa çıkar. Los Angeles’te bir arınma gecesinde yaşananları konu alır. İkinci filmde odak yoksulların, arınma gecesinin hedefi olan insanların hayatına ve var kalma stratejilerine kayar. Bu filmde arınma gecesine ve Yeni Kurucu Babalar’ın Amerikası’na karşı bir direnişin örgütlenmekte olduğunu da görürüz. Film, bir korku-aksiyon olarak, bu türün fanları açısından çok başarılı olmayabilir. Ancak onu orijinal kılan radikal politik imaları, açıkça “sınıfçı” tutumudur. Çoğu “beyaz” mülklülerle çoğu “renkli” mülksüzler arasında gerçekten ölümüne bir savaş imgesi, “splatter”, yani şiddetin yoğun ve bilinçli olarak gözümüzün içine sokulduğu korku türünün diliyle yansıtılır.

“The Purge” serisinin bu yıl gösterime giren son filmi, “Seçim Yılı” (Election Year) başlığını taşıyor. “The Purge: Anarchy” filmdeki kimi karakterlerin de karşımıza çıktığı bu film yapısı itibariyle de ikincisini fazlasıyla andırıyor. Yine bir arınma gecesindeyiz, yine sokaklarda yaşanan dehşete tanık oluyoruz. Ancak bu defa “arınma gecesinin” siyasal hesap görmenin bir aracı haline geldiğini de görüyoruz. Arınma ritüeline karşı olduğunu ve bu geceyi ortadan kaldıracağını ilan eden bir başkan adayı, Yeni Kurucu Babalar tarafından bir suikastle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bu bölümde esas olarak “strateji” başlığı ele alınıyor desek yeridir; “arınma ve onu ayakta tutan iktidar düzeneği seçimle ortadan kaldırılabilir mi yoksa silahlı mücadele mümkün tek yol mu” diye özetlenebilecek tartışma uzayıp gidiyor.

Birçok eleştirmen için Purge serisi, toplumsal eşitsizlik, ırkçılık ve bireysel silahlanma gibi çağdaş bir dizi toplumsal meseleye dair parlak referanslar içermekle birlikte korku-aksiyon türünün klişelerinden kurtulamıyor. Bu tür bir değerlendirmede haklılık payı var elbet ancak Purge’ün, günümüzde hâkim olan ve giderek pervasızlaşan bir muhafazakârlıkla soslanmış neoliberal otoriteryen fantezi dünyasının etkileyici bir tasviri olduğunu da kabul etmek gerekiyor. “Parazit” sayılan, toplumsal sorunların kurbanı değil de müsebbibi addedilen alt sınıfları zapturapt altına alacak senelik bir “temizlik” fikri, “yoksullukla savaşı” yoksullarla savaş olarak algılayan yaşadığımız dünyaya aslında hiç de yabancı değil. Böyle bir “arınma” fikrinin, savaşı “fazla” sayılan yoksulları azaltmanın bir yolu sayan kimi “klasik” liberal düşünürlere kadar geri giden bir kökeni de var zaten.

Bu türün hayranı olmayan benim gibiler için Purge serisindeki şiddet sahneleri elbette rahatsız edici. Ancak esas rahatsız edici olan, filmde anlatılan dünyanın bizimkine olan şaşırtıcı benzerliği...

Ferit Sani

(Sosyalist İşçi)


YAZARLAR

Roni Margulies
Erdoğan'ın işi zor
Sennur Baybuğa
Meclisimiz