Kadın cinayetlerini nasıl durdurabiliriz?

12.12.2017 - 08:14

25 Kasım Kadına Şiddete Karşı  Uluslararası Gün vesilesiyle farklı şehirlerde eylem çağrıları yapıldı. Bir kez daha OHAL yasakçılığının hüküm sürdüğü koşullarda kadınlar sokağa çıktılar.

İstanbul İstiklal Caddesi’nde toplanan binlerce kadın kolluk güçlerinin yürüyüşü engelleme çabasını, kararlılıkla aştı. Önce yürüyüşe izin verilmezken, kadınlar alanı terk etmedi. Ardından kortejin birleşmesini engellemek üzere kurulan polis barikatları çekilmek zorunda kaldı. Ankara ve İstanbul Valiliklerinin LGBTİ+ etkinliklerine yönelik yasakçı tutumu da 25 Kasım’daki yürüyüşte dalgalanan gökkuşağı bayraklarıyla protesto edilmiş oldu. Binlerce kadının İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde sokağa çıkmış olması sadece kadınların talepleri açısından değil, aynı zamanda OHAL’in kaldırılması, gösteri, yürüyüş, ifade özgürlüğü gibi demokratik talepler için de çok önemli. 

Yerli-milli iktidar söyleminin nobranlaştırdığı politik iklim, yükselen militarist dil gündelik yaşamdaki şiddeti arttırıyor ve meşrulaştırıyor. Türkiye’de kadınlar açısından en önemli başlıklardan bir tanesi halihazırda şiddetken, siyasi iklimde yaratılan nefret gündelik hayatta kadınları daha çok etkiliyor. Ancak şiddet sorununu çözmek konusunda adım atması gereken devletin bu konuda herhangi bir politikası yok. Dahası mevcut olumlu politikalardan kadınlar aleyhine geri adım atılmaya çalışılıyor. Şimdiye dek şiddet gören ve görme tehlikesi bulunan kadınlar için, son derece eksik olsa da önemli bir yasal koruma sağlayan 6284 no.lu kanun bile hedef haline gelmiş durumda. Yasanın kadınların hayatını kolaylaştıran kısımlarını değiştirmek istiyorlar.

Şiddeti önlemek için devlet ne yapıyor?

Kadın cinayetlerini haritalandıran kadinciyaetleri.org sitesinin araştırmasına göre, 2010 yılından bu yana en az 1915 kadın öldürüldü. Söz konusu kadınların yüzde 62’si kocası, eski kocası, erkek arkadaşı, babası, oğlu, erkek kardeşi veya erkek herhangi bir akrabası tarafından öldürüldü. Cinayetlerin gerekçeleri en az çokluğu kadar tüyler ürpertici. Yemeğe salça koymak, partnerini şikayet etmek, boşanmak istemek, telefon şifresini vermemek kadınlar için öldürülmek anlamına geliyor.

Bu manzara karşısında kadınların yaşam haklarını korumak zorunda olan devlet kurumları ne yapıyor?

Hükümet ve Aile Bakanlığı’na göre toplum için en büyük tehlike boşanma oranlarının artması. Kadınlar boşanmak istedikleri için şiddete maruz kalırken ve öldürülürken, boşanmanın tehlikelerinden dem vurmak, cinayetleri meşrulaştırmaktan başka bir şey değil. Bu kadınlara “boşanmak istemezseniz hayatta kalırsınız” demektir. Devlet yetkilileri sadece söylemsel olarak boşanma ‘tehdidine’ dikkat çekmiyorlar aynı zamanda pratikte boşanmayı zorlaştıracak bir dizi uygulama  getirdiler. Hükümetin önceliği kadınları değil aile kurumunun bütünlüğünü korumak. Bu yüzden şiddetin ve cinayetlerin önüne geçmek için hiçbir sahici adım atılmıyor. Bu konudaki pratik neredeyse tamamen STK’lara ve kadın örgütlerine, yerel belediyelerin inisiyatiflerine kalmış durumda. Son dönemde KHK’lerle kapatılan dernekler, kurumlar arasında bu alanda pratik çalışma yürütenlerin olması, ihraç edilen personellerin arasında kadına şiddet konusunda eğitimli, deneyimlilerin bulunması ayrıca olumsuz bir etkiye sahip. 


Kadınların korunması için

Kadın cinayetlerini ve şiddeti önlemek için, faillerin yasal olarak cezalandırılması elbette önemli. Cinayetin ve şiddetin cezasız kalması, erkeklere ‘nasıl olsa başına bir şey gelmeyeceği’ güvenini veriyor. Yani yasal cezalandırma sadece adaletin yerini bulması için değil aynı zamanda caydırıcılık etkisi için de önemli. Ancak yeterli değil. Cinayetlerin ve şiddetin cezalandırılması kadar bunların gerçekleşmesini engellemek de önemli. Şiddete uğrayan, uğrama riski olan kadınların korunması ve güçledirilmesi gerekir. Kadınların hayatlarını kolaylaştırılacak bir dizi adım atılabilir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2016 faaliyet raporunda resmen ‘hiçbir şey’ yapmadığını açıklamıştı. En az her 3 kadından birinin şiddete uğradığı bir ülkede, yıl boyunca sadece 5 kadın konukevi açmayı hedefleyen bakanlık, sıfır (0) konukevi açmayı başarmıştı. Kreş meselesi de farklı değil. Bakanlığın gerekçesi bütçe yetersizliğiydi. Bakanlığa ayrılan 22.079.932.656 liralık bütçe bir tane bile sığınak açmaya yetmemiş. Kadınları korumak için yeterli paranın olmadığı bir yalan.

Geçen hafta savaşa, militarizme, daha fazla silahlanmaya 92 milyar 718 milyon 151 lira ayrıldı. Türkiye’deki servetin yüzde 20’si vergi cennetlerinde. En az 45-50 milyon avro yolsuzluk ve rüşvet çarkında dönüyor. Bu paralarla tüm dünyaya yetecek kadar sığınak açılabilir, istihdam edilecek personelin on yıllar boyunca maaşı garanti edilebilir. Şiddete uğrayan her kadın için ücretsiz hukuk, sağlık, eğitim desteği verilebilir. Varsa çocuklarının eğitim, bakım masrafları karşılanabilir. Kadınların hayatını yeniden özgür bir biçimde inşa etmesi için düzenli maddi yardım yapılabilir.

Ev kadınlarına düzenli maaş bağlanabilir ve kocalarının maaşlarına, sigortalarına ve emeklilik haklarına mahkum olmalarının önüne geçilebilir.  Ücretsiz, erişilebilir, kaliteli lokantalar açılabilir. Hem ihtiyacı olan herkes bu lokantalardan beslenebilir hem de kadınlar her gün yemek pişirme yükünden kurtulabilir. Bu taleplerin ve daha fazlasının gerçekleşmesi hayal değil. Yeterli para olmasına rağmen bu taleplerin gerçekleşmiyor olmasının nedeni kendilerinin ve zenginlerin çıkarlarını koruyan siyasi iradedir.

Meltem Oral

(Sosyalist İşçi)