Rus Devrimi: “Kadınlar kendi güçlerini hissedebiliyorlardı’’

23.03.2017 - 10:17

Rus Devrimi çoğu ezilen için büyük değişimler getirmişti. İngiltere'de yayımlanan aylık dergi Socialist Review, kadınların kendi hayatlarının kontrolünü nasıl ele geçirdikleri ve mücadeleye liderlik ettikleriyle ilgili sosyalist aktivist Emma Davis’le konuştu.

Röportaj şöyleydi:

Devrim öncesi Rusya’da, hayat kadınlar için nasıldı?

Köylü kadınlar ve kadın işçilerim Çarlık Rusya’sında neredeyse hiçbir bir hakları yoktu denebilir. Boşanamıyorlardı, son derece sınırlı özel mülk haklarına sahiplerdi. Sadece orta sınıftan kadınlar kocalarını terk etmeyi düşünebilirlerdi. Kadınların kocaları ve babaları tarafından dövülmeleri cesaretlendirilirdi; kocanız size ne kadar çok şiddet gösteriyorsa, sizi o kadar çok seviyor demekti. Kocanın babasının geliniyle cinsel ilişkiye girmesi adettendi.

1861 yılında serflik tedavülden kalktıktan sonra durum değişmeye başladı. Topraksız kalan milyonlarca insan, iş bulmak için St Petersburg ve Moskova gibi şehirlere göç etmeye zorlandı.

Kadınlar işçi sınıfının bir parçası hâline geldikçe bağımsızlık da kazanmaya başladıklar. Ne var ki bu durum da sınırlıydı çünkü bir erkeğin kazandığının beşte biri kadar kazandıkları oluyordu; ortalama ücretler ise yarı yarıyaydı.

Ayrıca günde 14 saat, berbat koşullarda çalışıyorlardı, hamile kadınlardan doğum yapana kadar çalışmaları beklenirdi. İş yerlerinde uygun emzirme ortamı sağlanmıyordu ve ölü doğumlar sık yaşanan bir şeydi. İş yerlerinde cinsiyetçilik ve cinsel taciz son derece yoğundu ve tamamen normal karşılanıyordu.

Ama kadınlar sanayi içinde örgütlenmeye başladılar. Çalışma ve eğitim hakları için mücadele ettiler. İşçi kolektifleri kurdular. 19. yüzyılın sonlarında ilk kez bazı kadınlar nihayet okula gidebiliyordu. Bu, nispeten daha ilerici bir figür olan ve istekleri karşısında kadınlara bir takım sınırlı haklar tanıyan Çar 3. Alexander zamanında olmuştu. Bu şekilde Rusya tarihinde ilk kez ‘kadın meselesi’ bir tartışma konusu olmuştu.

Fakat kadın işçiler artık üretim noktasında da örgütlenmeye başlamıştı. Kadın işçi grevleri, özellikle bazı yerlerdeki işgücünün neredeyse yarısını oluşturan tekstil işçileriyle başladı. 1870 ve 1879 arasında tekstil işçileri 170 kere greve çıktılar.

1894 yılında tahta çıkan Çar 2. Nicholas, 3. Alexander’ın gerçekleştirdiği bütün iyileştirmeleri bozarak işçi hareketine ve sivil topluma saldırı başlattı. Karşılığında ise 1890’lar boyunca süren ve lider rollerde kadınların da yer aldığı büyük bir grev dalgası yaşandı.

1905 Rus Devrimi, Çar'ın cephede binlerce köylünün ölmesiyle sonuçlanacak bir müdahalesi olarak gördükleri Japonya’yla girilen savaşı protesto eden köylü kadınlar tarafından ateşlenmişti. Kadınlar isyan ettiler, ambarları ateşe verdiler ve bu St Petersburg gibi büyük şehirlere sıçrayarak devrime dönüştü.

Devrimin etkisi inanılmaz boyutlardaydı. Devrim boyunca kadınların her köşe başında nasıl annelik hakları ve kreşler gibi konuları tartıştığında dair harika beyanlar vardır. Bolşevik Partisi üyesi Alexandra Kollontai, kadın işçilerin çalışmalarını koordine ediyordu.

Kadının toplumdaki yeriyle ilgili imaj değişiyordu. Kadınlar mücadelenin başını çekiyorlardı, mücadele onları yoğuruyordu ama karşılığında kadınlar da onu ve taleplerini şekillendirmişlerdi.

1905 Devrimi’nden itibaren Rusya’daki resmi kadın hareketi kurulmuş oldu. Bu hareket, kadın hakları ve eğitim meselesiyle ilgili kadın işçilerin yaptığı çalışmalarla, İngiltere ve Almanya’da oy verme hakkı mücadelesi veren ve kendi haklarıyla ilgili sorular sormaya başlayan orta sınıf kadınların taleplerini bir araya getirmişti.

Kadınların 1917 devrimindeki rolü neydi?

Birinci Dünya Savaşı, 1914 ve sonrasında köylü ve işçi kadınların acılarının temel kaynağı olmuştu. Savaşın ilk yılında yaklaşık bir milyon Rus öldürülmüştü. Daha çok erkek savaşa katılmaya zorlandıkça, silahlı kuvvetler fabrika ve tarlalarda onların yerini kadınlarla doldurdu.

1917 civarı, Petrogard’daki işçi nüfusunun neredeyse yarısı kadındı. Grevler 1915 sonrası çoğalmaya başlamıştı ve Ocak 1917’de kadınların başını çektiği birkaç tekstil grevi serisi vardı.

Şubat devrimi planlı programlı olmamıştı ama fakirlikle ilgili memnuniyetsizlikten, çalışma koşullarından ve açlıktan kaynaklandığı kesindi. Kadın işçiler bu konuları konuşmaya başlayan ilk kişilerdi. Devrim, tekstilde çalışan ve Dünya Kadınlar Günü'nde protesto eden diğer kadınlar tarafından başlatılmıştı ama bu mücadeleyi bir ‘kadın mücadelesi’ olarak görmüyorlardı. Fabrikalara gidip oradaki erkekleri çağırmışlardı. Bir mühendislik işçisi şöyle diyordu:

“Kadınların sesini duyuyorduk, ‘Fahiş fiyatlara hayır! Açlığa son! İşçilere ekmek’... Militan anlayışlı kadın işçi kitleleri yolu doldurmuştu. Bizi görenler ellerini sallıyor ve ‘Dışarı çıkın, işi bırakın’ diye bağırıyorlardı. Pencerelerden kar taneleri uçuşuyordu. Biz de gösteriye katılmaya karar verdik.’’

Bu noktadan sonra mücadele genişledi.

Silahlı kuvvetlerin devrimin tarafına geçmeleri hayati önem taşıyordu. Kadın işçiler, ki çoğu asker karısıydılar, askerlere gidip ‘silahları bırakın’ diyen ilk kişilerdi. Bunu diyebilmelerinin sebebi mücadeleyi sahiplenmeleriydi, mücadelenin liderleri onlardı. Ama aynı zamanda bu insanlarla ilişkileri de vardı; bir nevi akrabaydılar.

Kadın işçilerin Ekim Devrimi’ndeki rolleri neydi?

Kadınlar, Ekim Devrimi'nin temelini oluşturan işçi hareketinin merkezindeydi. 40 binden fazla çamaşırcı kadın Mayıs 1917’de maaş ve çalışma şartlarına karşı grevdeydi ancak grevlerinin politik bir tarafı da vardı. Kadın olarak haklarını istiyorlardı. Ayrıca fabrika grevlerinden hizmet sektörü grevlerine doğru bir genişleme de gözlemleniyordu: restoran işçileri, çamaşırhane işçileri, endüstriyel merkezlerin olmazsa olmazı hizmetlerde çalışan insanlar. Bolşeviklerin ana katkısı devrimin devam etmesi gerektiği anlayışını getirmiş olmalarıydı. Bu çok pratik bir soruydu. Lenin, Rusya’ya Nisan 1917’de döndü ve devleti ele geçirecek bir işçi devrimi olmazsa savaşın devam edeceğini ve liberal geçici hükümetin çok daha beter, gerici güçlerce yıkılabileceğini tartıştı. Şubat’ı savunmak için Ekim gerekliydi. Birçok kadın bu argümanı hızlıca kabul etti çünkü kendi güçlerini hissedebiliyorlardı. Bir çikolata fabrikasında kadınlar erkek işçiler için 100/100, kadın işçiler için ise 100/125 maaş artışı hakkı kazanmışlardı.

1917’nin kadınlar ve diğer ezilen gruplar için bu derece önemli kazanımlar getirmesi bir şans değildi. Bolşevikler, devrimcilerin ezilenlerin kürsüsü olmaları gerektiğini, ezme ve sosyalizmin bir arada var olamayacağını ve işçi sınıfının bir bütün olarak eski toplumu atıp yenisini inşa etmesi gerektiğini anlamışlardı. Bütün bunları yapabilmek için de, önlerinde duran engellerin tek tek kaldırıldığından emin olmalıydılar.

Ekim Devrimi’yle ilgili en ilham verici şey, hızlıca hayata geçen kararnamelerdi. Boşanma yasallaştırıldı, kadınlar artık eşlerinden ayrılabiliyordu. Evlilik süreci basitleştirildi, bu şekilde 16 yaşından büyük her kadın ve 18 yaşından büyük her erkek evlenebiliyordu. Eşcinsel evillik örnekleri vardı, Çar’ın eşcinsellik karşıtı kanunları kaldırıldı, eşcinsellik suç olmaktan çıkarıldı. Kadınlar erkeklerle aynı miras haklarına sahip oldular. Eşit iş ve eşit maaş haklarını elde ettiler. Kadınlar Mayıs ayında zaten oy verme hakkını almışlardı. 1920’de kürtaj yasallaştırıldı. Seks işçiliği Rusya’da çok yaygındı, neredeyse yok oldu. Bunun bir sebebi de para karşılığı seks talep edenlerin çoğunu teşkil eden yüksek sınıfların yok olmasıydı. Ama aynı zamanda kadınları seks işçiliğine süren ekonomik koşullar da yok olmaya yüz tutmuştu. Alexandra Kollontai, Inessa Armand, Nadya Krupskaya ve diğer öncü Bolşevikler, Ekim Devrimi’nden hemen sonra, yüzlerce kadının endişelerini ve taleplerini ilettikleri kadınlara özel bir konferans organize ettiler. Emzirme arası, annelik izni, evlerde yapılan ağır ev işlerinin kaldırılmasıyla ilgili konuştular.

Sosyal Refah Bakanı ve merkez komitenin de tek kadın üyesi Kollontai’ya işleri düzenlemesi için yeşil ışık yakılmıştı. Böylece ilk halk doğum hastanesi kurulmuş oldu. Gelgelelim bu hastane, açılmasından bir gün önce karşı devrimciler tarafından kundaklandı. Burada özgürlük patlamasının nasıl karşı devrim tarafından engellendiğini görüyoruz.

Bu durum iç savaşla daha da yoğunlaştı. Mart 1918’ten sonra ülkede iç savaş dışında Britanya, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin karşı devrimcileri desteklemesi için gönderdiği 14 işgalci ordu da bulunuyordu.

Kadınlar iç savaşta da çok aktiftiler. Onları için bu savaş bir özgürlük savaşıydı. Bu durum, Kızıl Ordu’nun düzenine de yansımıştı; sadece kadınlardan oluşan taburlar vardı. 70 binden fazla kadın iç savaşta görev almıştı. Ülkeyi baştan aşağı dolaşan işçilerle neden devrimi savunmaları gerektiğine dair tartışmalar düzenleyen ajitasyon trenlerinde görev almışlardı. İnsanları ikna etmek için film, tiyatro, edebiyat ve broşürleri kullanmışlardı.

1918 yazı geldiğinde, savaşın, yeni bir toplum kurma çabalarına ağır bir darbe vurduğu açıkça görülüyordu. Kollontai o dönem, kadınların kağıt üstünde haklara sahip olduklarını ama pratikte işin böyle olmadığını yazmıştı. Böylece 1917’deki kadın konferansının birinci yıl dönümünde yeni bir konferans düzenlendi. Bir önceki senede olduğu gibi birkaç yüz kadının katılımını bekliyorlardı ama neredeyse bin kişiyi aşan bir katılım oldu. Bu konferans sonrası Bolşeviklerin kadın kolu Zhenotdel kuruldu. Bu yapı, kadınların hayatının en ufak ayrıntısına kadar incelemek, hayat kalitesini arttırmaya yarayacak en küçük değişikliklere dikkat kesilmek ve kadınların devrimin politik hayatına tam katılımcı olabilmeleri için gereken eğitimi kadınlara vermekle yükümlüydü.

Zhenotdel, kendi iş yerinde ya da grubunda seçilen her kadının Moskova’ya gidip parti çalışanı olabileceği, delege temelli bir organizasyondu. Seçilen kadınlar eğitimlere katılıyor, yerel örgütlenmelerde görev alıyorlardı. Okuma bilmeyen kadınlar okuma yazma dersi alıyorlardı. Üç ay sonra ise isterlerse parti görevlisi olarak çalışmaya devam edebiliyor ya da evlerine dönüp örgütlü çalışmalarını orada sürdürebiliyorlardı.

Zhenotdel bütün ülke boyunca alt kollar kurmuştu. Tabii bu her zaman çok kolay olmuyordu- uzak yerlere gönderilen ve buralarda düşmanlık ve cinsiyetçilikle karşılaşan kadınlara dair hikayeler de vardır.

Aynı zamanda komün mutfakları ve çamaşırhaneler de kurularak kadınların evdeki bireysel yüklerinin hafifletilmesi düşünülmüştü. 1919 yılına geldiğimizde Petrograd nüfusunun yüzde 90’ı bu komün mutfağına kayıtlıydı. Yani projeler çeşitliydi ama birçok zorlukla da karşılaşılıyordu. Yine de karşılaştıkları en büyük engel, öncülüğünü yaptıkları ileri fikirleri sürdürülebilir kılacak maddi koşulların elverişsizliğiydi.


Seks, aşk ve devrim

1917 aynı zamanda, beraberinde yeni yeni yeşeren bir deneyselliği getiren bir cinsel devrimdi. Merkezinde kadınların üzerindeki baskının kalkmaya başlaması yatıyordu; çünkü bu, kadınların yüzleşmek zorunda kaldığı birçok problemin kalbinde yatan şeydi. Yeni boşanma yasaları kadınların ilişkilerini bitirmesini çok daha kolay hâle getirmişti. Alexandra Kollontai, kadınların nasıl değiştiğiyle iligli romanlar yazmıştır. Three Generations isimli kitapta, devrimde aktif olarak yer alan Zenya isimli genç bir kadın, annesine şöyle der: ‘’Sevgilime karşı hislerim bittiğinde ayrılmaya karar veririz ve ben yoluma bakarım, belki başka biriyle olurum belki de olmam.’’ Zenya sonra da kürtaj olmayı planladığını anlatır ve aynı anda iki insana birden romantik hisler besleyebilmesiyle ilgili yaşadığı kafa karışıklığından bahseder.

Kollontai, kapitalizmin evlilik, cinsel haz ve ‘tek bir gerçek aşk’ kavramlarını ilk kez bir araya getirdiğini iddia eder. Geçmişte aile, mülk ve miras ve üreme hakları konusunda hayati bir önem arz ettiğini ama kapitalizmin gelişimiyle çekirdek aile ve bununla birlikte de hayat boyu süren gerçek aşk kavramının da tercih edilen bir form hâline geldiğini söyler.

Bu durum, Kollontai’nin insanların gerçek doğası olduğunu düşündüğü ve arkadaşlık, dayanışma, özgürlük ve seçimle ilgili olan sevme yetileriyle tamamen zıttır. Kollontai, devletin kimin kimi sevmesi ve nasıl yaşaması gerektiğini dikte etmesinin doğaya aykırı olduğunu söyler.

Kapitalizm, asla gerçekleşmeyecek bir hedefe -romantik aşka- yöneltilmiş bir dürtü yaratmıştır ve Kollontai bu durumun ortaya çıkardığı hayal kırıklığından bahseder. Bugün bile, sevgililik ve evlilik endüstrilerinde aynı şeyi görüyoruz: Kapitalizmin kendi yarattığı çaresizlikten nasıl kâr ettiğini.

1917 Rusya’sı, kısa süre için de olsa, insanların farklı şekillerde yaşama ve birbirini sevme konusunda deneyler yapabildiği imkanlar yaratabilmişti.

(Türkçe'ye Pınar Üzeltüzenci çevirdi)