8 Mart'ta yürüyen kadın aktivistler: “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”

19.03.2017 - 13:03

8 Mart’ta İstanbul’da düzenlenen ‘feminist gece yürüyüşü’, son iki yılın sert politik koşullarında oynadığı rolü yine hayata geçirdi. Kitleselliği, coşkusu ve kararlılığıyla nefes aldırdı.

On binlerce kadın, uzun zamandır herhangi bir yürüyüşün olmadığı İstiklal Caddesi’nin tozunu attırarak, sel oldu aktı. Sadece en kalabalık gece yürüyüşlerinden biri değildi. Aynı zamanda İstiklal’deki en kalabalık yürüyüşlerden biriydi.

Artık gelenekselleşen gece yürüyüşleri, son birkaç yıldır kar topu gibi büyüyor. Örgütsüz ve genç kadınlar yoğun olarak katılıyor. Beşerli onarlı gruplar halinde, kendi dövizlerini, sloganlarını hazırlayarak gelen liseli, üniversiteli binlerce kadın eylemdeydi. “Dünyayı yerinden oynatacağız”, “Hayır hayır demektir” gibi sloganların yanı sıra “Jin jiyan azadi” de gece boyunca en çok ve hep bir ağızdan atılan slogan oldu. Kadınlar cinsiyetçiliğe karşı tepkilerinin yanı sıra barış taleplerini de dillendirdi. 

Ahlakçılığa, eşitsizliğe, kadın cinayetlerine, tacize, tecavüze, cinsiyetçiliğe, savaşa karşı slogan ve dövizlerle, on binlerce kadın ‘susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’ dedi.

Öfke birikiyor

İktidarın milletvekilleri ve bakanları 15 yıldır, birçok kez kadınların bedenlerini, kimliklerini, emeklerini hedef alan açıklamalar yaptı. Son yıllarda kadınların iş hayatındaki istihdamı giderek düşerken, hükümetin ‘aile politikası’ 3 çocuk hedefleri, evlilik teşvikleri, çocuk bakımı gibi bir dizi noktada kadınların omuzlarındaki yükü arttırdı. 

Otoriterleşmenin ve yükselen sağ söylem, genel politik saldırılarının yanı sıra kadınların gündelik hayatına ciddi olarak etkiliyor. Medeni Kanun’da yapılan değişikliklerle, kazanılmış haklar elimizden alınmaya çalışılırken, kamu hastanelerde fiili kürtaj yasağı, getirilmeye çalışılan ama mücadeleyle püskürtülen istismar yasası gibi hamlelerle sürekli yeni saldırılar deneniyor. Militarizmin ve milliyetçiliğin yükseltildiği siyasi iklim, cinsiyetçi söylem ve pratikleri olağanlaştırıyor, kızıştırıyor.

Kadınların bedenlerine, emeklerine, kimliklerine dönük saldırgan muhafazakar ve neoliberal politikalar son yıllarda arttı. Ancak diğer yandan sokaktaki kadın mücadelesi, bu saldırıları ve devletin tepesinden toplumun içine yerleşen cinsiyetçiliğin yarattığı iklimi dağıtarak ilerliyor. 2012 yazında kürtaj hakkını hukuken yasaklama girişimine karşı yapılan kitlesel gösteriler veya Özgecan cinayetinin ardından 35 ile yayılan büyük protestolar son yıllarda kadın mücadelesinin önemli eylemleriydi. Mücadele giderek kitleselleşen eylemlerinin yanı sıra kazanımlar da elde ederek ilerliyor. En son kamuoyunda istismar yasası olarak bilinen yasaya karşı birçok ilde yapılan gösteriler, “ne olursa olsun bu yasayı geçireceğiz” diyen hükümete geri adım attırdı. Sokaktaki kadın mücadelesinin toplumsal meşruiyeti, hükümetin cinsiyetçi politikalarına karşı farklı kesimlerden tüm kadınların tepkisini gösterebilmesini olanaklı kılıyor. AKP’nin tabanındaki kadınlar ve bazı kadın milletvekilleri, son istismar yasası sürecinde olduğu gibi kadınlara yönelik politikalarda pek çok kez toplumsal tepkilerin parçası oldu.

Kadın mücadelesi çoğu zaman hızlı refleks gösterebiliyor. Kadın müşteriyi taciz eden dükkanın kapısına dikilip eylem yapıyor, kadın cinayeti davalarını takip ediyor, taciz-tecavüz davaları olan kadınların yanında duruyor, Çilem Doğan gibi hayatına sahip çıkan kadınları yalnız bırakmıyor ve cezaevinden çıkarmayı başarıyor, getirilmeye çalışılan cinsiyetçi yasaları püskürtüyor. Saldırılara karşı hızlı cevap verme ve kazanım elde edebilme yeteneği hareketi, özellikle genç kadınlar için daha ilgi çekici kılıyor.

Mücadele içinde mücadele

Gece yürüyüşünün kitleselliği, coşkusu ve çeşitliliği, 5 Mart’ta Bakırköy’de yapılan mitingten açık ara farklıydı. Mitinge esas kalabalığı ve çeşitliliği katan, her yıl olduğu gibi HDP’li kadınlardı.

Gece yürüyüşünün genel havası ve yürüyüşü organize eden kadınların söylemi, laik-dindar kutuplaşması yerine kapsayıcı bir dile ve sloganlara sahip. Yürüyüşteki çeşitlilikte bunun da etkisi var. Ancak buna rağmen yürüyüşe ‘ataerkiye ve kemalizme’ karşı döviziyle katılan, sosyal medyada fotoğraflarını paylaşan başörtülü aktivistlere yönelik İslamafobik tepki gösterildiği de oldu.

Her kitlesel harekette olduğu gibi, kadın hareketinde de bir dizi farklı fikir mevcut. Başörtülü kadınların taleplerinin görünür olması ve Islamofobiye karşı olanların birlikteliğinin arttırması ayrımcı fikirlere karşı mücadele etmek için çok önemli. Böylesi biraradalık, kadın hareketini de güçlendirecektir.

Meltem Oral

(Sosyalist İşçi)


İstanbul'daki gece yürüyüşüne katılan kadın aktivistler, Sosyalist İşçi'ye konuştu:

Rana Öztopaloğlu: "İslamofobinin üzeri örtülmemeli"

"8 Mart gece yürüyüşü, motive edici, kadın dayanışmasını hissedebileceğim bir atmosfer. İstiklal Caddesi’nde başka bir zaman, o saatte yürüdüğünde güvende hissetmezsin ama yürüyüşte binlerce kadınla birlikte acayip güvende hissediyorsun.

Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar’ın çağrı yapmış olması, aktivizm tecrübesi olmayan kadınlara eyleme katılmak için cesaret verdi. Genel olarak başörtülü kadınların eyleme katılmaya çekindiğini düşünüyorum. Fotoğraflara malzeme olup, sosyal medyada saçma muhabbetlerin dönmesinden çekinen kadınlar var. Gece yürüşünde veya LGBTİ’lerle birlikte yürümek istese, fotoğrafları bir yerlerde çıkarsa kendi mahallesinden tepki görmekten veya sekülerlerin ‘başını aç öyle gel’ tepkisinden çekiniyorlar.

Ben alıştım artık, ama bu yıl beraber yürüdüğüm arkadaşlarımda tedirginlik gözlemledim. Kendi mahallemizde marjinalize edilmiş bir grubuz, bu kaygıları dillendiren arkadaşlarımız oldu. Bir arkadaşımıza sözlü saldırı oldu; “oraya kemalizm yazmışsın ama niye islam yazmadın” diye. Bizi çelişki yumağı içinde kadınlar sanıyorlar, “sen çelişiyorsun dininin ne olduğunu bilmiyor musun” diye. Ama bu tarz deneyimler, bir dizi kadın arkadaşı geri çekecektir. Bu kaygıları dillendirdiğimizde, bazen ‘şimdi sırası mı’ veya ‘garip alınganlık’ diye tepkilerin olması kötü. Bu tarz şeylerin hasıraltı edilmemesi gerekir. Kadın hareketinin, hepimizin zararına bir durum aslında. Aynı anda bu tartışmalar yürütülmeli. Referandum gibi, ‘hayır’ diyen herkesle aynı değilim. Mücadele arkadaşı olacaksak, omuz omuza yürüyeceksek karşılıklı adım atmalıyız."

Esra Argış: "Umudum arttı"

"Günlük yaşantımda sıklıkla karşılaştığım sözlü/fiziksel taciz, kadının nasıl olması, ne yapıp ne yapmamasıyla ilgili birçok cinsiyetçi düşünceden yaka silkecek kadar sıkılmış olmam, ülkenin sık değişen gündemi ve bu değişikliklerle ilgili alınan her kararın hukuksuz ve adaletsiz olması beni eyleme götüren şeylerdi.

Barışın önünü devamlı olarak baltalayan kararlar alınmasından şikayetçi olan binlerce kadın görmek fazlasıyla mutlu etti. Öyle ki uzun zamandır görmediğimiz ve motivasyon olması açısından ihtiyacımız olan böylesi bir eylemi kadınların yapması, üstelik İstiklal Caddesi’ni bir ucundan bir ucuna boylamış olmamız, atılan her sloganın kararlılıkla ve değiştireceğimiz inancı ile atılmış olması, geleceğe, barışa ve eşitliğe olan umudumu arttırdı."