Kadınlar dünyayı yerinden oynatacak

13.02.2017 - 13:42

Yeni ABD Başkanı trilyoner Trump’ın cinsiyetçiliğine karşı dünyanın birçok kentinde sokağa çıkan milyonlarca kadın, içinden geçtiğimiz istikrarsızlık koşullarında kadın özgürlüğü mücadelesinin belirleyici faktörlerden birisi olduğunu gösterdi.

Egemen sınıfların küresel istikrarsızlık karşısında çözüm olarak gördüğü baskıcı politikalar, kadınların kazanılmış haklarına saldırırken, otoriter siyasetin muhafazakar dili cinsiyetçiliği körüklüyor. Ancak kadınların Trumpgillerin ayrımcı söylemlerini işitmeye ve haklarından taviz vermeye hiç niyeti yok.

Kürtaj hakkı için kadınların sokaklara taştığı ve hükümete geri adım attırılan Polonya, yine kürtaj hakkı için son on yılın en büyük yürüyüşünün gerçekleştiği İrlanda, eşit işe eşit ücret için kadınların iş bıraktığı İzlanda geçen yılın kitlesel kadın eylemlerinden sadece birkaçıydı. ABD merkezli büyük kadın yürüyüşü ise, Washington 500 bin, New York 400 bin, Chicago 250 bin gibi yüzbinlerle ifade edilen rakamlara ulaşarak dünya çapında birikten kadın öfkesinin şimdilik sokağa taşan zirvesi oldu. İrlanda’da kadınlar 8 Mart’ta kürtaj hakkı için greve gitmeye hazırlanıyor.

Kadın eylemleri, tüm dünyada hayatlarımıza yönelik her türlü saldırıya karşı öfkemizi ve kararlılığımızı ortaya koyduğumuz mücadele zeminleri aynı zamanda. Bunu Türkiye’de özellikle son yıllarda farklı bir ivme kazanan kadın mücadelesinde deneyimliyoruz.

Kadınlar OHAL koşullarındaki eylem yasaklarını, kitlesellikleriyle ve azimleriyle delmekle kalmadılar. Aynı zamanda her kadın eylemi çatışma koşullarında barışın ve çözümün gerekliliğinin binler tarafından haykırıldığı  gösteriler oldu. Üstelik hangi koşulda olursak olalım mücadele edersek kazanabileceğimizi geçen aylarda istismar yasasına karşı yapılan kitlesel eylemlerle gördük. Hükümetin geçirmekte çok kararlı olduğu yasa, sokak gösterilerinin gücü ve kadınların taleplerinin bizi sıkıştırmaya çalıştıkları kutuplaşmayı alaşağı eden karakteri sayesinde  püskürtüldü.

8 Mart neden önemli?

Kuşkusuz kadınların kendi sözü var. Her yıl kadınların, kadın oldukları için uğradıkları gündelik veya genel baskılara karşı tepkisinin adresi olan 8 Mart, öncelikli olarak bu sözün dillendirileceği bir alan. Diğer yandan özgürlüklerin ve demokratik hakların kısıtlandığı son dönemin siyasi iklimi, kadınların hayatlarını da hedef alıyor. Daha önce kazanılan yasal hakların geriye döndürülmesi kadar savaşın yarattığı tahribat, OHAL kararnameleriyle işten çıkarmalar, derneklerin kapatılması, mülteci politikaları gibi bir dizi adım kadınlarla doğrudan ilgili. Dolayısıyla kadınların talepleri aynı zamanda demokrasi mücadelesinin bir parçası.

Yaz aylarında yayınlanan Boşanma Komisyonu Raporu, nafaka, miras, boşanma gibi konularda 2001’deki medeni kanun’la kazanılan bir dizi hakkı kadınların aleyhine yeniden düzenlemeyi öneriyordu. Yine bu süreçte yürürlüğe giren kiralık işçi uygulaması, aile ve çocuk bakımı omuzlarına yüklenen işçi kadınları, çalışma hayatında dezavantajlı kılıyor.

OHAL kararnameleri, uzun süredir varolan kamu sektörünü güvencesizleştirilme ve daraltılma isteğini hayata geçirmenin bir vesilesi oldu. OHAL fırsatçılığıyla, maliyetleri düşürmek için iş yerlerinden eleman çıkarmanın aracına dönüşen süreçte, kadınlar ilk gözden çıkartılanlar oluyor. Bu süreçte işsiz kaldığı için temizlik işçiliğine başlayan bir kadın, çalışırken camdan düşerek öldü. Emeklilik zamanı geldiğinde atılan kadınların tüm hakları gaspedildi.

İki haftadır Kadıköy’de, KHK’yla işten atılan Betül Celep’in başlattığı direniş, OHAL mağduriyeti yaşayan tüm kadınların ortak sesi oldu.

Hakların kısıtlandığı her durum, kadınları ‘kadın’ olarak ayrıca etkiliyor. Süreklileşmiş OHAL koşullarını dayatan anayasa değişikliği teklifinin, bu etkiyi katmerlendireceğini tahmin etmek zor değil.

Bu yüzden önümüzdeki 8 Mart, ‘anne olmayan yarım kadındır’ söylemlerine, kadın haklarının tırpanlanmasına, geceleri kadınlar için ‘tekinsiz’ kılanlara, cezasız şiddete, tecavüze ve çatışmanın, OHAL’in, otoriterliğin hayatlarımızdan çalmaya çalıştığı her şeye karşı eşitlik, özgürlük ve demokrasi taleplerinin ortak mücadelesi olabilir.

Eşitsiz hayata da aşka da hayır!

Bu yıl 8 Mart, küresel çapta Trumpgiller saldırdıkça karşısında direnişin yükseldiği iklimin, Türkiye’de de referandum sürecinin tam ortasında. Son iki yıldır 8 Mart gösterilerinin Türkiye’de demokrasi ve özgürlük için mücadele eden herkese nefes aldıran etkisi ortadayken, bu yılki gösterilerin daha da önemli bir rolü olacak. Farklı talepleri birleştiren, sokaklara yayılmaya çalışılan tedirginlik havasını silip süpüren, sahip olduğumuz gücü bize hatırlatan, referandum yaklaştıkça muhtemelen kızışacak olan, iktidarın ateşlediği bazı muhalif kesimlerin de körükle karşıladığı kutuplaşmayı söndüren bir etkisi olabilir. Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu’nun bu sene 8 Mart’ı bütün kadınların yan yana geleceği bir kampanya olarak örgütlenmesi çağrısı, bu yüzden çok önemli.

Geçen haftasonu bu çağrıyla bir araya gelen yaklaşık iki yüz kadın, hayatlarımıza ve kazanımlarımıza sahip çıkmak için güçlü bir başlangıç yaptı. “Kadınlar Birlikte Güçlü” şiarıyla yola çıkan kadınlar, her daim boca edilen cinsiyetçi söyleme, kadın cinayetlerine, her alandaki eşitsizliğe, şiddete, tacize, tecavüze, istismara, evde, ailede, sokakta, işte, okulda, mecliste, medyada üretilen kadın düşmanlığına karşı Şubat ayı boyunca çeşitli etkinlikler yaparak, 8 Mart’a hazırlanmayı planlıyor.

Kadınlar 14 Şubat’ta 19:30’da Beşiktaş’ta buluşacak. Cinsiyetçiliği yeniden üreten ‘sevgililer günü’ne karşı, ‘eşitlik olmadan sevgi olmaz’, ‘sahte sevginize hayır’ gibi sloganlarla yan yana gelinecek.   Kadınların mücadele takviminde, Şubat ayının sonunda farklı illerde eş zamanlı gösteriler yapmak ve Mart ayında tüm Türkiye’den kadınları biraraya getirecek bir konferans örgütlemek var.

8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nün çağrısı ise yapılmaya başlandı bile. Haftasonu gerçekleştirilmesi planlanan mitingin yanı sıra, her yıl olduğu gibi gece yürüyüşü de yapılacak. Kadınlar 8 Mart Çarşamba 19:30’da Beyoğlu’da buluşmaya çağırıyor.

2016'da en az 261 kadın öldürüldü

Geçen yılın kadın cinayetlerine dair rapor yayınlandı. Her ay medyaya yansıyan haberlere dayanarak, kadın cinayetlerinin çetelesini tutan bianet’in geçen yıla dair genel değelendirmesinin yer aldığı rapora göre; 2016’da her dört kadından biri boşanmak istediği için öldürüldü. Cinayetler yüzde 10’dan fazlası sokak, alışveriş merkezleri gibi kamusal alanlarda gerçekleştirildi. Kadınlar en çok, sırasıyla kocaları, eski partnerleri, akrabaları ve sevgilileri tarafından öldürüldü. Katiller arasında cezaevinden kaçan veya izinle çıkarak cinayet işleyenler de var. Geçen yıllardan bildiğimiz gibi, pek çok kadın şikayet etmiş olmasına veya koruma kararına rağmen öldürüldü. En az 417 kız çocuğunun yarısından fazlası öğretmeni tarafından istismara uğradı. Bilindiği kadarıyla 6 Suriyeli kadın öldürüldü.

2016’da öldürülen 261 kadının yanı sıra, 31 tane faili meçhul kadın cinayeti gerçekleşti.

Şiddete karşı hayatlarını korumaya çalışan ve bu yüzden cezaevinde olan kadınların sayısı 2016’da arttı. Bu kadınlardan Yasemin Çakal’ın davası, 9 Şubat’ta gerçekleşecek duruşmayla devam edecek.

Meltem Oral

(Sosyalist İşçi)