Emek Forumu’ndan birleşik mücadele ve örgütlenme çağrısı

24.12.2017 - 09:01

Antikapitalistler platformunun düzenlediği Emek Forumu, dün Cezayir Toplantı Salonunda gerçekleştirildi. Forumda dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfının son durumu tartışıldı. Çeşitli iş kollarından işçiler iş yeri deneyimlerini aktardı, işçi sınıfının kazanmak için nasıl bir programa sahip olması gerektiği konuşuldu.

“Otoriterleşen dünyada sınıf mücadelesi” başlıklı ilk oturumda, Antikapitalistler’den Özdeş Özbay, genel olarak işçi hareketinin durumunu anlattı:

“2008 krizinin devam ettiği koşullarda, işçi sınıfı krizin faturasını üstüne yıkmaya çalışan patronlara karşı eylemlerine devam ediyor. Otoriterleşen, Trump, Putin, Erdoğan ve aşırı sağ partilerin iktidar ortağı olduğu bir dünyadayız. 1980’li yıllardan beri devam eden neoliberal dönem, 2008 krizi ile sonuna geldi. Neoliberal sistemin dayattığı taşeron sistemi, esnek çalışma işçi sınıfını böldü, yoksullaştırdı. 1996 da ilk küresel işçi direnişleri başladı.

2008 sonrası kapitalizmin ekonomik krizi siyasal krize de döndü. Dünya giderek kutuplaşıyor. Bir yanda ABD-AB, öbür yanda Rusya-Çin var. 2008 krizi sonrası patronlar krizin faturasını emekçilere ödetmek için saldırı dalgası başlattı, işçiler ise direniyorlar. İşçi direnişi Ortadoğu’da hükümetlere karşı isyan dalgası olarak ortaya çıktı. Ortadoğu’da çıkan ayaklanmanın da temelinde de ekonomik kriz vardır. Ortadoğu isyanları Güney Avrupa’ya sıçradı. İspanya ve Yunanistan’da işçiler meydanlara çıktı. Occupy hareketi 200 ülkeye yayıldı. Yunanistan’da Syriza, Türkiye’de Gezi, Brezilya’da işçi ayaklanması 2013’lere kadar sürdü.

İşçi sınıfı otoriterleşmeye direniyor

Özellikle Yunanistan’da Syriza’nın IMF ile anlaşması moral bozdu. Avrupa’da göçmenlerle dayanışma hareketleri gelişti. Çin’de düşük ücretle çalışan işçiler, baskıcı ortama rağmen 2015’te fabrika işgalleri ve eylemler yaptılar, ücretlerini yükselttiler. 2017’de Trump’a karşı kadınlar ayaklandı, 2,5 milyon kadın sokaktaydı. 8 Mart’ta kadınlar grev yaptı. Brezilya’da işçiler genel grev yaptı. Yunanistan’da geçen ay genel grev oldu.

Sağın yükseldiği bir dönemdeyiz, sendikal krizler aşılmış değil, ama işçi sınıfı direnmeye devam ediyor. Son yıllarda otoriterleşen iktidar altında Türkiye işçi sınıfı da direnmeye devam ediyor.

2017 yılı dünya çapında işçi hareketi açısından biraz geri çekilme dönemi oldu. OHAL koşulları, Ortadoğu’da süren savaş bizim için ekstra zorluklar yaratıyor. Ama AKP tabanındaki işçiler bile kriz arttıkça mücadeleye katılıyor. Tabanda ciddi bir hoşnutsuzluk var.”

İşçi eylemlerinin sayısında artış var

Emek Çalışmaları Topluluğu’ndan Ebru Işıklı ise Türkiye’de işçi sınıfının eylemleri ile ilgili bilgi verdi:

İşçi eylemleri, 2017 yılının ilk altı ayında, genel-dayanışma olarak 120 adet, işyeri temelli olarak 159 adet, toplamda 279 adet olarak gerçekleşti. 2016 yılında aylık ortalama 43 eylem yapılırken, 2017’de bu sayı 47 olarak gerçekleşti. Az da olsa bir artış var. Bu sayı 2015’te 52 olmuştu.

2017’de taşeron işçi eylemlerinde artış olduğu gözlemlendi. Hak geliştirme eylemlerini ağırlıklı olarak özel sektör işçileri gerçekleştirdi. Kadın işçilerin eylemlere katılımı yüzde 33 olarak gerçekleşti. Eylemler ağırlıklı olarak basın açıklaması (yüzde 55) şeklinde yapıldı.

Memurlarda KHK, taşeron işçilerde ücret gaspı, özel sektörde TİS anlaşmazlığı en fazla eylem nedeni oldu. Eylemleri yüzde 36 işçi sendikaları, yüzde 34 memur sendikaları, yüzde 33 kendiliğinden işçiler gerçekleştirdi. KESK tüm eylemlerde en fazla öne çıkan sendika oldu, onu DİSK ve Türk iş izledi. Dayanışma eylemlerinde TMMOB da çok sayıda eyleme katkı sağladı.

İşkollarına göre sıraladığımızda en fazla eylem inşaat işkolunda (yüzde 18) yapıldı, memurlar (yüzde 14) ve metal sektörü (yüzde 12) diğer önemli eylem yapılan sektörler oldu. Sokakta olmak önemli, metal fırtınada binlerce işçi sokaktaydı. Bir sanayi sitesinde basit bir eylem, o sitedeki tüm işçilerin ücretlerine olumlu olarak yansıyabiliyor. Bazı eylemlerin sembolik gücü çok olabiliyor.”

Büyük işçi eylemleri olmamasının sebebi sendikaların bölünmüşlüğü

İlk oturumda salondan yapılan katkılarda ise şunlar vurgulandı:

“Dünyada büyüyen bir işçi hareketi var. Hindistan’da milyonlarca işçinin katıldığı bir grev yapıldı. Türkiye’de ise bu boyutta işçi eylemleri olmuyor. Bunun en büyük nedeni işçi sınıfının 6 büyük konfederasyona bölünmüş olması. Şimdi asgari ücret gündemde, asgari ücret en az 2300 TL olmalı, bütün taşeron işçiler kadrolu olmalı.”

“Emek hareketinde bir öncü sendika problemimiz var. 1998’de KESK, işçi sınıfına sendikal alanda öncülük yapabiliyordu. Şimdi de böyle bir sendikal önderliğe ihtiyacımız var.”

Direnişlerden işçiler konuştu

Emek Forumu’nun ikinci oturumunda çeşitli mücadelelerden ve değişik iş yerlerinden gelen işçiler deneyimlerini paylaştılar.

İsmet Çeçe (Taşeron İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği):

Taşeron işçi olarak çalışıyordum. Geçen yıl işten atıldım. Davalar açtık, davalarımız sürüyor. Gerçek bir işçi sendikasına ihtiyacımız var.

Dila Ak (Antikapitalistler):

Özel sektörde çalışıyorum. Kadınlar olarak pek çok sorunumuz var, bunlardan birisi de cinsiyetçi uygulamalar. Cinsiyetçi davranışlarla çok sık karşılaşıyoruz. Kadınlara yakıştırılan meslekler var. Örneğin hemşirelik veya sekreterlik gibi. Öğretmenlik ise yarım gün çalışıldığı, tatili bol olduğu için kadınlara yakıştırılır. Çünkü hem çalışsın hem de evde daha fazla otursun, çocuklara baksın, ev işlerini yapsın.

KESK üyesi kadınlar kılık kıyafet için pek çok dayatma ile karşılaşıyor, rahat kıyafetler giymeleri engelleniyor. Özel sektörde özellikle bürolarda çalışan kadın işçilerin bakımlı, makyajlı olması isteniyor. Bu iki durum da kadına dayatılan cinsiyetçi bakıştır. KESK bu tip dayatmalara karşı eylemler yaptı ve kadınların pantolon giymesini sağladı. Kadın işçilerin örgütlenmesi ve cinsiyetçilikle mücadele çok önemli.

Gökçe Tatlısu (Plaza Eylem Platformu):

Bizler beyaz yakalılar olarak pek çok baskı ile karşılaşıyoruz. Ama asıl olarak beyaz yakalılar nasıl mücadele etmeli, bunu konuşalım. Mücadele olarak çalışma hayatında yeniyiz. Çok farklı sektörlerde, çok farklı koşullarda çalışıyoruz. Çalışma mekânlarımız farklı, ortak sorunlarımızı tahayyül etmek zor. Maaşlarımızı gizlemek zorundayız ama aynı zamanda sosyal olarak arkadaşlık etmemiz istenir. Patronlar, beyaz yakalıların sosyallik ihtiyacını sömürü için kullanır.

Biz bu gidişe dur demek için Plaza Eylem Platformu olarak harekete geçtik. Deneyimlerimizi paylaşmaya başladık. İş yeri intiharları ile ilgili araştırmalar yaptık. İş dışı kolektif deneyim paylaşımı, bizim için bir ortaklaşma olabilir, daha fazla insana ulaşmak için bir vesile olabilir. Bireyin yalnızlığını kırmak, örgütlü mücadeleye katılmasını sağlamak için bir araç olabilir.

Hüseyin Yüksel (Tez-Koop-İş sendikası üyesi):

Büro iş kolunda çalışıyorum. Mobbing çok önemli bir sorun. Neoliberal politikalar ile birlikte başlayan performans değerlendirmeleri, işçileri bireysel olarak baskı altına almakta, bir mobbing uygulaması hâline gelmektedir. İşçiler böylece yalnızlaştırılmakta, yok edilmektedir. Ben de mobbinge maruz kalanlardanım. Sendika temsilcisi olduğum için baskı gördüğümü zannederken, bir gazetede mobbinge karşı dava açan bir işçinin haberini öğrendim, kendi durumumun da buna uyduğunu anladım. Bu işçilerle birlikte örgütlendik ve mobbinge karşı kampanya başlattık, konferanslar düzenledik. Sonuçta mobbinge karşı kendi mücadelemizi kazandık.

Mobbing, patronların vekilleri olan müdürlerin elindeki bir silah, pek çok işyerinde yaygın olarak uygulanıyor. İşyerinde çalışanlar hafta sonu sinemaya bile işverenden izinsiz gidemiyorlar, sinema programını işveren yapıyor, katılım zorunlu. Mobbing, cinsiyetçilik, performans baskıları gibi her baskıya karşı eylemlerimizi birleştirmeliyiz. Sendikalar mobbing konusunda sınıfta kalmış durumda, çünkü sendikaların içinde de mobbing uygulaması çok yaygın. Taşeronlar kadroya geçerse sendikal yapılar değişecek. 2,5 milyon taşeron işçi sendikalara üye olursa sendikal yapılar olumlu hâle gelebilir.

Hülya Güler (Direnişçi Kod-A işçisi):

Kod-A işçisiydim, atıldım. Burada anlatılan pek çok sorunu bizler de yaşadık. Türk Telekom’un taşeronuyduk, plazaya taşındık, kadrolu çalışanların bize bakışı olumsuz oldu. Asgari ücrete zam geldi, bizim yol paramız kesildi. İlk defa İzmir Kod-A işçileri sendikalaşmaya başladı, biz de katıldık. İlk ayda çoğunluğu sağladık. İşveren bizi tehdit etmeye, sendikayı karalamaya çalıştı. Tespit ettiği öncü işçileri önce sürgün etti, gitmedik, işten attı. Çadır kurduk, 82 gündür direniyoruz. Bizi OHAL ile tehdit etti, ama biz direnişimizi devam ettiriyoruz.

Plazalarda sanki çok iyi koşullarda çalıştığımız sanılıyor, hâlbuki konuşmamız, su içmemiz, lavaboya bile gitmemiz yasak, aldığımız ücret asgari ücret. Biz sendikalaşıncaya kadar direnmeye devam edeceğiz.

Cihangir İslam (KHK ile işinden olan akademisyen):

Ben Kars Kafkas Üniversitesi’nde çalışıyordum. Barış Akademisyenleri gözaltına alınırken, yönetenleri demokrasiye davet eden bir bildiriyi imzaladım. Soruşturma açıldı, KHK ile işten atıldım. Bu benim dördüncü atılmam olduğu için çok garipsemedim. Geçmişte Malzum-Der’in kuruluşunda yer almıştım, rektörlük soruşturma açmış ve üç defa işten atmıştı.

KHK’lılar önemli bir sorun. Yaklaşık 200 bin kişi işten el çektirildi, 120 bin kişi tümüyle atıldı. Memurların, akademisyenlerin, özel sektörde çalışanların atılmalara, haksızlıklara karşı hep birlikte direnmesi gerekir. İnsanların çalışma hakkı elinden alınıyor, açlığa mahkûm ediliyor. Çalışma, bir insan hakkıdır, kimsenin elinden alınamaz.

Aynı şekilde haksızlığa uğramış gazeteciler, siyasetçiler için de adalet istemek zorundayız. Bugün otoriteye biat edenlere ses yok, muhalefet edenler her türlü baskıya maruz kalıyor. 55 bin kişi cezaevine atıldı. 17 bin kadın cezaevinde. 2 bin çocuk anneleri ile birlikte cezaevinde kalıyor. Düşmanlaştırma devam ediyor. Ama bir arada yaşama irademiz hâlâ var. Bunu sağlamalıyız.

Sendikalaşma oranları

Üçüncü oturumda Faruk Sevim, işçi sendikalarının son durumunu ve önündeki mücadele alanlarını anlattı:

“Bugün Türkiye’de toplam 32 milyon çalışabilir insan içinde, 1 milyon işveren, 22 milyon işçi, 5 milyon köylü, 4 milyon da kendi işini yapan emekçi var. Yani Türkiye’de bir milyon patrona karşılık, 31 milyon işçi, köylü, emekçi var.

Temmuz 2017 istatistiklerinde sigortalı işçi sayısı yaklaşık 13,5 milyon olarak açıklandı. 2013’te bir milyon olan sendikalı işçi sayısı 2017 Temmuz ayında 1 milyon 624 bine (yüzde 12) ulaştı. Ancak işçilerin sadece 1 milyonu, yani yüzde 6,5’i toplu iş sözleşmesi kapsamındadır. Özel sektörde ise toplu iş sözleşmesi yapabilen işçi oranı yüzde 4,3 civarındadır.

2013-2017 arasında, Türk-İş’in 726 bin olan üye sayısı 907 bine, Hak-İş 177 bin olan üye sayısı 545 bine, DİSK’in 103 bin olan üye sayısı 146 bine yükseldi. Hak-İş üç yılda yüzde 208 büyürken, yılların konfederasyonu Türk-İş ise sadece yüzde 25 büyüyebildi. DİSK’in üye artışı ise yüzde 42 oldu.

2017 yılında sendikalı memur sayısı 2016 yılına göre 73 bin azalarak 1 milyon 684 bine düştü. 2005 yılından bu döneme her yıl artış gösteren sendikalı memur sayısında ilk kez düşüş oldu. Bunda KHK ile memurluktan atılan 100 binden fazla kişinin etkisi var. 2016’da yüzde 72 olan memur sendikalaşma oranı yüzde 69’a geriledi.

Sendika üyeliklerindeki düşüşte en büyük pay KESK’in. 2016 yılında 221 bin olan KESK’in toplam üye sayısı 54 bin kişilik azalışla 167 bine geriledi. Türkiye Kamu-Sen’in üye sayısı 24 bin kişilik azalışla 420 binden 396 bine geriledi. Birleşik Kamu-İş 64 bin olan üye sayısını korurken, üye sayısı artan tek konfederasyon Memur-Sen oldu. Memur-Sen’in üye sayısı 41 bin artarak 997 bine yükseldi.”

İşçi sınıfının önündeki mücadele alanları

Faruk Sevim, işçilerin önündeki mücadele başlıkları açısından şunlara vurgu yaptı:

İşsizlik, asgari ücret

İşsizlik artıyor, yeni iş bulanlar asgari ücretin bile altında ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Türkiye işçi sınıfı dünyaya ucuz emek pazarı olarak sunulmak isteniyor. Sendikalar işçi sınıfının bugünleri bile aratacak çok daha ağır sömürü koşullarında çalıştırılmasını önlemek için şimdiden kolları sıvamalı, örgütlenmeli, hak arama mücadelesini yükseltmelidir.

Büyüme ve asgari ücrete zam

Büyümenin yüzde 11, enflasyonun yüzde 13 olduğunu kendisi açıklayan hükümetin zaten asgari ücrete buna uygun bir oranda zam yapması gerekir. Patronların yüzde 56 kâr açıkladığı bir ortamda, işçiye de bu oranda zam yapılması hakkaniyete ve adalete en uygun olanıdır. Asgari ücret en az 2300 TL olmalıdır.

Taşerona kadro

Taşeron işçilerin tümüne kayıtsız şartsız kadro verilmelidir. Kamuya geçişte ücret ve hak adaleti sağlanmalı, taşeron işçilerin birikmiş ve kazanılmış hakları korunmalıdır. Sendikalar ve tüm emekçiler “taşeron işçiye kadro” sözünün hangi kurallar çerçevesinde gerçekleştirileceğini dikkatle izlemelidir.

Sendikalar ve toplu pazarlık

Gerçek ücretlerde son bir yılda resmi rakamlara göre yüzde 5, gerçekte belki de yüzde 10 erime oldu. Sendikalar toplu sözleşme görüşmelerinde şimdi açıklanan enflasyon yüzde 13, büyüme de yüzde 11 olduğuna göre en az yüzde 24 zam istemelidir.

İş cinayetlerine karşı direnelim

Esnekleştirme, kuralsızlaştırma ve özelleştirme devam ettikçe ölümler de kazalar da devam edecek. İşçi sendikaları iş cinayetlerini engellemek için kamu ve özel kesimdeki işverenlere baskı yapmalı, sahada iş güvenliğine aykırı hususları tespit ettiğinde üretimi durdurabilmelidir.

Irkçılık ve milliyetçilik işçi sınıfını böler

Adana’da başlayıp pek çok ile yayılan Saya işçileri direnişi bu açıdan önemli bir önyargıyı kırdı. Milliyetçilik ve ırkçılığın böldüğü işçiler, patronlara karşı yapılan eylemde bir araya geldiler. Saya işçileri sınıf kardeşliğinin ve ırkçılığa karşı mücadelenin güzel bir örneğini sergilediler. Saya işçilerinin deneyimlerini yaygınlaştırmak gerek.

Yapabileceklerimiz:

- Moralsizliğe asla kapılmamalıyız, sendikal örgütlenmenin zayıf olması en önemli sorunumuz, bunu değiştirmek için kolları sıvamalıyız, her işyerinde sendika örgütlemeliyiz.

- İşçilerin birleşik mücadelesini büyütmek zorundayız. Her iş kolunda tek sendikada toplanmalı, işçi sınıfını bölen suni ayrımlardan kaçınmalıyız.

- İşsizlik 6-7 milyon kişiye ulaştı. Bu durum işyerlerinde muazzam bir basınç yaratıyor. İşsizlerin de sendikalarda örgütlenmesini sağlamalıyız.

- 2018 1 Mayıs’ında işçi sınıfının güçlü bir şekilde, alanlara birlikte çıkmasını sağlamalıyız. Sendikalara birleşik 1 Mayıs çağrısı yapmalıyız. 

- Taşeron için, iş cinayetleri ve güvencesiz çalışma için toplantılar, forumlar, çalıştaylar yapmalıyız.

- Asgari ücretin 2300 TL olması için sokakta eylemler yapmalıyız, sendikaların devlet ve patronlarla pazarlığına müdahil olmalıyız.

- Patronlardan daha fazla vergi alınmasını talep etmeliyiz.

- OHAL’in kaldırılması için mücadele etmeliyiz.

Son oturumda salondan yapılan katkılar ise şöyle oldu:

Özdeş Özbay (Antikapitalistler):

Kod-A işçilerinin 100. gününde onlara destek olmalıyız. Vodafone işçilerini dayanışmaya davet edebiliriz. Beyaz yakalıları davet edebiliriz. Somut taleplerimizin olması önemli. Fransa’da işçiler, mesai saatleri dışında telefona ve e-postaya bakmak zorunda olmadıklarını işverenlere mahkeme zoruyla kabul ettirdiler. Belçika’da yolda geçen süreleri iş saatinden saydırdılar. İsveç’te bazı sektörlerde 6 saatlik iş günü uygulaması var.

Deniz Güngören (Sosyal-İş sendikası üyesi):

Bizler Bilgi Üniversitesi’nde sendika için mücadele ettik. Akademinin mevsimlik işçileriydik. Bilgi yönetimi bize aile muhabbeti yaptı ama kanmadık. Sonuçta 80 kadro elde ettik. Hepimizin işçi olduğunun bilincinde olmamız önemli.

Hüseyin Yüksel (Tez-Koop-İş sendikası üyesi):

Sendikal alanda önemli bir süreç yaşanacak. 2,5 milyon taşeron işçi sisteme katılacak. Bu işçilerin yaş ortalaması 30. Bu işçiler şimdiye kadar dernek çalışması yaptılar, önemli örgütlenme deneyimleri var. Sendikal yönetimleri etkileyebilirler.

Ekonomik kriz derinleşiyor. Bunun faturasını kim ödeyecek, bunun kavgası başlayacak. Bizler emekçiler olarak kalabalığız, iş yeri temelli olarak birlikte mücadele hattı oluşturabiliriz. Her direnişle dayanışmayı, daha da doğrusu o direnişi sahiplenmeyi sağlamalıyız.

Şenol Karakaş (DSİP):

KESK ve DİSK bugün işçi sınıfının yüzde 10’u. Geçmişte KESK işçi sınıfının motor gücüydü. Türk-İş’i ve HAK-iş’i de mücadeleye katıyordu. Şimdi ise KESK geri çekilmiş durumda.

Ekonomik kriz pervasızca emekçilerin üzerine geliyor. Burada sendikal temelde birleşik mücadeleyi örgütlemeliyiz. Yerli milli değil, sınıf sendikacılığını savunmalıyız. AKP’li işçilerin de katılabildiği bir mücadele hattı örgütlemeliyiz.

Gelecekteki yoğun saldırıları karşılamak için tek sınıf, tek sendika, tek mücadele sloganını öne çıkarmalıyız.

Emek Forumu’nu kalıcı olarak örgütlemeliyiz.

Temel talepler etrafında, örneğin asgari ücret 2300 TL olsun, OHAL’e son diyen bir hatta Emek Forumu olarak eylemler, toplantılar örgütlemeliyiz.

Çağla Oflas (Antikapitalistler):

Sendikacılar da tek sınıf tek sendikayı savunuyor.

Cemal Bilgin (Taşeron işçi):

Yıllardır taşeron işçilerin hakkı için çalışıyoruz. Aslında taşeron işçiler olarak pek siyasetle ilgilenmezdik, işten eve gider gelirdik. Çapa’da temizlik işçisiydik. Tüm işçileri o derneğe üye yaptık. Önceleri sendikalar da karşı çıktı. İlk zamanlar 10-15 üyemiz vardı, şimdi 1500 üyemiz var. Türkiye’nin dört bir tarafından üye başvurusu oldu.

Eylemler yaptık, devlet denetimi başladı. Eşit işe eşit ücret, sendika istiyoruz eylemleri yaptık. Eylem yapanların çoğu milliyetçi muhafazakâr insandır. Ama hızla eylemler yaptılar. Bu eylemler yayıldı.

Türk-İş yönetimi şimdi taşeron işçilerden korkuyor, çünkü yönetimleri değiştirebilir.

Hak-İş belediyelerde taşeron işçileri örgütledi. Yandaş sendika olsa da, bu üyelikler olumludur, ilerde onlar da eylemlere katılırlar. İşçiler, emekçiler bir araya gelmelidir.

Süleyman (Koop-İş):

Koop-İş yöneticisiyim. Mücadelenin içinden geldim. Taşeron işçi olarak 4 bin kişiyi üye yaptık, AKP üyesi, ilçe teşkilatları tarafından işe yerleştirilmişler. Elbette asıl dertleri ekmek parası kazanmak.

Birleşeceğimiz noktaları bulmalıyız, yoksa kazanamayız. İşçiler çok farklı görüşte olabilir, ama mutlaka sendika üyesi yapmak zorundayız. AKP üyesi işçiler bile kendisinden çalındığının farkında.

Sendikalara yönelik olumsuz propagandaları kırmak zorundayız. Hükümet taşerona kadro uygulamasını KHK ile yaparak mahkemelere başvurulmasını engellemeye çalışıyor. Aslında zaten daha önce bu işçiler kadroluydu. İşçilerle iletişim kurmak önemli, sendikalara katmak önemli, sınıf bilinci zamanla oluşur.

Ahmet Örs (Eğitim İlke-Sen sendikası üyesi):

Eğitim İlke-Sen üyesiyim. Yıllardır asgari ücret için çaba gösteririz. Kendi mahallemizde zulüm ve sömürü düzenini teşhir ederiz. Her yıl 1 Ocak’ta asgari ücretin nasıl bir sömürü düzeninin parçası olduğunu eylemlerle anlatırız.

Biz asgari ücretin bir rakamından bahsetmiyoruz. Rakam verirsek kapitalizme destek olmuş olabiliriz. Ne kazanıyorsak birlikte harcayacağımız bir ücreti savunuyoruz, rezidansların olmadığı bir düzen istiyoruz.

Selda:

İşçinin emeğini kapitalistler sömürüyor. Bizler hangi siyasi partiye üye olsak da kapitalizme karşı olmalıyız.

Hüseyin:

Taşeron işçileri sendikalar başlangıçta üye yapmadılar. Sonra dernekleştik. Şimdi artık tüm taşeron işçilere kadro istiyoruz, süreç epeyce gelişti.