Baskın seçimde sol tutum

07.05.2018 - 13:00

Ülkücülerin adayı Erdoğan etrafında birleşen AKP-MHP-BBP ittifakının baskın seçimi karşısında, CHP-İP-SP-DP de ittifak kurdu. Üçüncü ittifaksa HDP'nin tutuklu lideri Selahattin Demirtaş etrafında gerçekleşiyor.

Emekçilerin ve ezilenlerin kurtuluşu sandıktan değil mücadeleden geçer. Fakat bu mücadelenin gerçekleşeceği koşullar, sandıktan çıkacak sonuçlar tarafından da belirlenir. Devrimin gerekliliğini savunan bizler, işçi sınıfının örgütlenmesinin ve mücadelesinin akıbeti açısından seçimlerle ilgiliyiz. Baskın seçimde sol tutum ne olmalı? 16 Nisan referandumunda 'evet' ve 'hayır' diyen partilerin kurdukları ittifaklar, kimlerin hangi çıkarları üzerinde yükseliyor? Devrimci sosyalistler neden Demirtaş'ı destekliyor?

AKP-MHP ittifakına oy yok!

Seçim kanununda anti-demokratik değişiklikler yaptıktan sonra baskın seçim ilan eden AKP-MHP-BBP ittifakı kendini cumhur yani halk ittifakı olarak adlandırılıyor. Fakat bu, devletin tepesine çöken siyasi elitlerin, generallerin ve bürokratların ittifakıdır.

2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çatı aday Ekmelledin İhsanoğlu'nu Erdoğan'ın karşısına çıkartan ülkücülerin ana partisi MHP, 2017'de Erdoğan'ın başkanlık rejiminin önünü açan parti olarak karşımıza çıktı.

2014 seçimlerinde Erdoğan %51.79'la cumhurbaşkanlığını kazanırken, ülkücü İhsanoğlu  %38.44'le yenilmişti. Bugünse Erdoğan ülkücülere mecbur. Mecbur çünkü Fetullahçılar'ın ardından devlet bürokrasisine MHP'liler olmadan hakim olamıyor. Erdoğan başkanlık için MHP hatta BBP'nin %0.6'lık oyuna dahi mecbur. Çünkü 16 yıllık iktidarın sonunda Ak Parti artık gerileyen bir güç.

7 Haziran 2015 genel seçimlerinde AKP%40,98, MHP %16,27 oy almıştı. O gün birine rakip olan iki partinin toplam oyları %57,25'i buluyordu. AKP'nin anayasayı değiştirecek ve hükümeti kuracak çoğunluğu kaybetmesinin ardından gelen 1 Kasım 2015 baskın seçimlerinde AKP %49.8, MHP %11.90 oy alarak toplamda %61.7'ye ulaştı.

Mayıs 2016'da Devlet Bahçeli'nin muhalefetteki başarısızlığı üzerine liderlik krizi yaşayan MHP bölündü. 15 Temmuz 2016'daki başarısız darbe girişiminin ardından, 20 Temmuz'da OHAL'in ilanıyla o güne kadar rakip olan AKP ve MHP ittifak kurdu. Ekim 2016'da Bahçeli'den Erdoğan'a başkanlık önerisini meclise sunma çağrısı geldi. Bunun üzerine gerçekleşen 16 Nisan 2017 anayasa referandumunda AKP-MHP'nin 'evet'i %51.41 oyla kıl payı kazandı. O gün sandığa damgasını vuran 'evet'in zaferi değil, iki partinin toplam oyundaki %10,29 gerileyişle gelen 'hayır'ın başarısı oldu.

Geçen bir yıl büyüyen adaletsizlikler, artan geçim sıkıntısı, keyfi yönetimin baskıları, muhalefetin susturulması ve karalanması için devlet olanaklarının kullanılması ile geçerken, normalde 2019'da yapılacak seçimlerde AKP-MHP ittifakının yenileceği açığa çıkınca baskın seçim ilan ettiler.

AKP ve MHP'nin ittifakı, başarısız bir darbe girişimine ve Suriye'de iki büyük operasyona rağmen seçimleri açık ara alacak bir güce ulaşamayacağı için muhalefeti hazırlıksız yakalayıp, üzerinde baskı kurarak, kıl payı da olsa kazanmak istiyor.

Onların kazanması emekçilerin ve ezilenlerin aleyhinedir. Çünkü bu iki parti askeri harekâttan ve baskıdan başka bir şey vadetmiyor. Nasıl bir Türkiye vadettiklerini, bitmeyen OHAL gösteriyor. Binlerce insanın işini kaybettiği, grevlerin yasaklandığı, demokratik hakların askıya alındığı, hapishanelerin tıka basa doldurulduğu bir Türkiye, işçi sınıfının aleyhinedir.

Patronlara 'OHAL grevleri yasaklamak için var' diye seslenen Erdoğan'ın ve her zaman patronların hizmetinde bulunan mücadele ve grev karşıtı faşistlerin, ne ekonomik ne de demokratik olarak emekçilere verebileceği bir şey olabilir.

AKP-MHP-BBP ittifakı en çok bu ülkenin ezilenlerinin aleyhinedir. Kürt sorunun siyasi çözümlerini reddedip kendi sınırlarının dışındaki hareketlere de müdahale eden, ırkçıların ve faşistlerin belirleyici olduğu bu ittifak, toplumun ezilenleri ve azınlıkları üzerindeki baskıyı geri getirdi, kazanılmış bir dizi hakkı geri aldı.

İşçi sınıfının çıkarı, yerli-milli ittifakının 24 Haziran'da yenilmesinde. Emekçilerin ve ezilenlerin çıkarları güçler ayrılığı, parlamenter sisteme geri dönüş, liyakat esasına dayalı devlet yönetimi gibi taleplerden çok daha fazlasını içermektedir.

Milyonların değişim isteğine karşı her yerde baskıcı yönetimlerin kurulduğu bugünün dünyasında, Türkiyeli işçilerin çıkarı ABD'deki, Rusya'daki Avrupa'daki ve Ortadoğu'daki kardeşleriyle aynıdır: Zalimleri yenmek için birleşik mücadele.

Sağcı muhalefet alternatifimiz olamaz

AKP-MHP ittifakının devletin tüm imkanlarıyla müdahale ettiği 16 Nisan referandumunda baskı altındaki 'hayır'ın başarısı, hayır oyu veren partilerin ittifakı talebini de gündeme getirdi. Baskın seçimle bu anlayış cisimleşti. CHP-İP-SP-DP ittifakı, AKP-MHP ittifakına alternatif olabilir mi? Emekçiler ve ezilenlerin çıkarları karşısında bu ittifak nerede duruyor?

Erdoğan ve Bahçeli'nin yenilgisi, AKP'ye oy veren içinde geniş işçi kesimlerinin de yer aldığı seçmenlerin buna karar vermesi ile mümkün. Bu açıdan bakıldığında CHP-İP-SP-DP ittifakı da diğeri gibi milliyetçi. Bu ittifakın da önceliği devletin bekası. Tüm muhalefet ve eleştirilerine rağmen Erdoğan ve Bahçeli'nin askeri politikalarına verdikleri destek bundan. Sağa karşı sağ bir alternatif başarılı olabilir mi? 2015 seçimlerinde çatı aday İhsanoğlu'nun yenilgisi ortada dururken, geçen iki yıldaki adaletsizlikler ve olaylar bu partileri alternatif hâline getirebilir mi? Bu soruların yanıtı 24 Haziran gecesi belli olacak. Fakat bugünden görünen, bu ittifakın parlamenter bir kumar olduğudur. Tıpkı iktidar ittifakı gibi muhalefet ittifakı da kumar oynuyor. CHP-İP-SP-DP ittifakı ortaya belirgin bir ekonomik ve siyasi program koymadan, sadece tepkiye güveniyor.

Peki AKP’den kurtuluş vaat eden bu ittifak nasıl bir yönetim vadediyor? Bunun için tek tek partilere bakmak gerek. Muhalefet ittifakının en büyük partisi CHP, ezilenlerin ve emekçilerin bir bölümünü etrafında tutuyor olsa da esasta bir devlet partisi. Vaatleri son tahlilde eski düzeni kendi iktidarları altında geri getirmek. Adalet yürüyüşü gibi büyük mücadelelerden Afrin harekâtına büyük desteğe giden yol, bu partinin değişmeyen özü tarafından belirleniyor.

Akşener etrafında toplanan MHP muhalifleri ikinci önemli güç. 1996-97'de Refahyol hükümetinin içişleri bakanı olan Akşener, otoriterleşen Erdoğan yönetimine karşı bir otoriter seçenek arayışının ifadesi olarak gündeme geliyor. Akşener, Susurluk kazası adı verilen devlet çeteleri skandalı ile giden Mehmet Ağar'ın koltuğuna oturmuştu. Akşener, Susurluk davasının üzerini itinayla örterken, Kürt illerinde faili meçhul ve infaz politikaları devam ediyordu. Akşener, kendisi gibi ırkçılığını ve faşistliğini saklamayan arkadaşlarıyla birlikte yaptığı 16 Nisan referandumu kampanyasını Suriyeli göçmenlere karşıtlık üzerinden kurdu. DYP'den MHP'ye ve bugün İP'e ulaşan hayatı boyunca Akşener baskıcı devlet politikalarının yanında durmuş bir isimdir.

Yabancı düşmanı kampanyalarıyla tanınan SP ve merkez sağcı DP'nin ise işçilere verecek bir şeylerinin olmadığı bugüne kadar aldıkları düşük oylardan belli.

Bileşeni olan partilere bakıldığında bu ittifakta da ırkçılar ve faşistler kilit rol oynuyor. Onların belirleyici olduğu seçeneklerden işçilerin ve ezilenlerin çıkarına bir sonuç beklenemez.

Evet, Erdoğan ve Bahçeli gitmeli. Fakat CHP-İP-SP-DP ittifakı bu yönde güçlü bir alternatifi oluşturmadığı gibi temel politikalarda anlaştıkları için rakiplerinin alternatifi olamaz. Ortaya çıkan adaylar ve ortalıkta dolaşan isimler bu durumun kanıtıdır.

Bizim oyumuz yine Demirtaş'a

Devrimci sosyalistler, barış ve demokratikleşme için 2014'te Demirtaş'a, 2015'teki iki seçimde de HDP'ye oy verdi. 24 Haziran baskın seçimlerinde oyumuzu yine Demirtaş'a vereceğiz. Çünkü Selahattin Demirtaş barışı savunan tek aday, mevcut adaylar arasında emekçilerin ve ezilenlerin taleplerine en fazla sahip çıkan isimdir.

Savaş politikalarına karşı barışı, baskıya karşı hak ve özgürlükleri savunan Demirtaş, 6 milyon insanın oyunu almış bir lider olduğu ve partisi 15 Temmuz darbesine karşı çıktığı hâlde hapiste. Demirtaş'a oy vermemizin başlıca sebeplerinden biri ezilenlerden yana olmamız.

7 Haziran 2015 genel seçimlerinde Demirtaş liderliğindeki HDP, hamasetle örülen burjuva siyaseti karşında aşağıdakilerin sesi oldu, ezilenleri birleştirdi ve sol bir programla %13.12'lik oy oranına bir sıçrama yaparak AKP'nin tek başına iktidarına son verdi. Konu Erdoğan'ı demokrasiyle geriletmekse bunu yapabilen yegane lider Demirtaş’tır.

Hakkında açılan birçok dava ile susturulmak istenen Demirtaş, mevcut adaylar arasında ırkçılığa karşı olan, milliyetçilik ve din sömürüsü yapmayan tek siyasi liderdir. Türk-Kürt, laik-dindar, Alevi-Sünni suni bölünmelerine karşı çıkan siyaseti, işçi sınıfının birliğine de iyi gelmektedir.

24 Haziran seçimlerinde savaş yanlısı iki ittifak karşında barışçıl ve özgürlükçü politikalar bir odak olmalı. Bunu gerçekleştirebilecek olan yegane güç, hapiste olsa da Demirtaş ve özgürlükçü sol güçlerdir.

Oyumuz Demirtaş'a çünkü Türkiye işçi sınıfının çıkarı barıştadır.

Oyumuz Demirtaş'a çünkü sadece 24 Haziran'la değil ertesi gün ve sonrasında devam edecek mücadelenin güçlenmesi hepimizin çıkarınadır. Koltuk için değil demokratikleşme için mücadele seçeneği olan Demirtaş'ı destekliyoruz.

(Sosyalist İşçi)