2019'a doğru: Üç seçimde sosyalist mücadele

08.03.2018 - 09:00

2019'da birbirine bağlı üç seçim Ak Parti-MHP-BBP yerli-milli ittifakının kaderini belirleyecek. İlki 24 Mart 2019 günü gerçekleşmesi beklenen yerel seçimler. 16 Nisan referandum sonuçları gösterdi ki Ak Parti, Türkiye'de nüfusun ve işçi sınıfının çoğunluğunun yaşadığı büyük şehirlerde gerileyen bir güç.

2019'da gerçekleşecek üç seçimi garanti altına almak isteyen Erdoğan, yerli-milli ittifakını yasallaştırarak kampanyayı da başlattı.

Bazıları baskın bir seçim yaşanacağını söylüyor. Afrin harekatıyla milliyetçilik yükseltilmişken bundan faydalanmak isteyen Erdoğan ve ortaklarının seçimi bu yıla çekeceğini iddia edenler, patronlara ve toprak sahiplerine yapılan teşvik ve kolaylıklara işaret ediyor.

7 Haziran 2017 genel seçimlerinde çıkan sonuçları beğenmeyen Erdoğan, seçimleri tekrarlatarak 1 Kasım'da kazanarak çıkmıştı. '2018'de baskın seçim olacak' diyenler için bu örnek varken Ak Parti ittifaklar örmekle meşgul.

Baskın ya da zamanında, Ak Parti-MHP-BBP'nin yerli-milli ittifakı seçim kampanyasını başlatmış durumda.

Ak Parti'nin güçsüzlüğü

2019'da birbirine bağlı üç seçim bu ittifakın kaderini belirleyecek. İlki 24 Mart 2019 günü gerçekleşmesi beklenen yerel seçimler. 16 Nisan referandum sonuçları gösterdi ki Ak Parti, Türkiye'de nüfusun ve işçi sınıfının çoğunluğunun yaşadığı büyük şehirlerde gerileyen bir güç. Erdoğan gücünü başta İstanbul olmak üzere Ak Parti'nin büyük şehir belediyelerindeki hakimiyetinden almıştı. 10 ay önce gerçekleşen referandum sonuçları ise istanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde kaybettiklerini gösteriyor.

3 Kasım 2019'da ise cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yapılacak. Seçimler planlandığı şekilde gerçekleşirse Erdoğan'ın başkanlığı, ırkçı partilerin meclise girmesi yerli-milli ittifakının yerel seçimlerden zaferle çıkmasına bağlı. Kadir Topbaş ve Melih Gökçekler bu yüzden istifa ettirildi. Tepki gören yerel uygulamaları ve projeleri rafa kaldırılıyor. Fakat 2019 yerel seçimlerinde belirleyici olan belediyecilik değil siyasi kamplaşma ve mücadele olacak. 'Yollar ve köprüler yaptık' söyleminin artık işe yaramadığı hem 7 Haziran 2015, hem de 16 Nisan 2017 günü sandıkta görülmüştü.

Afrin harekatı başta yerli-milli ittifakının işine yaramış gözükse de seçimler kolay değil. Milliyetçilik rakip siyasi tarafları başta birleştirmiş görüşse de iş sandığa geldiğinde 16 Nisan'daki ayrışma kendini yine gösterecek. Geçen aylar boyunca adaletsizliğe, haksızlığa uğrayan, ekonomik büyümeden ve devlet desteğinden pay alamayanlar, Afrin harekatını desteklesin ya da desteklemesin, yerli-milli ittifakının karşısında birden fazla nedenle duracak.

Muhalefetin sağcılığı

Yerli-milli ittifakının en büyük kozu ne devletin sopası ne de yarattıkları korku ortamı. Bu koz Ak Parti'ye uzun zamandır kazandıran şey: Karşısındaki parlamenter muhalefetin milliyetçiliği, sağcılığı, devletçiliği burjuva karakteri ve beceriksizliği. Kılıçdaroğlu ve Akşener'in de yerli ve milli oluşu.

Geçen yaz yüzbinlerce kişinin katıldığı Adalet Yürüyüşü'nü bir mücadeleye dönüştürmeyen Kılıçdaroğlu ve CHP, bugün Afrin harekatına tam destek verirken yerli-milli ittifakının siyasi taaruzlarını gerçek yerli ve millinin kendisi olduğunu anlatarak savuşturmaya çalışıyor.

MHP'den kopan laik ülkücülerin İP'i ise orta üst ve zengin sınıfların umudu olarak gösteriliyor. Otoriter Erdoğan'a karşı Atatürkçü bir otoriter beklentisine oynayan Akşener ve İP'i, Ak Parti'den oy çekmek bir yana CHP'nin tabanını oyuyor.

CHP ve İP'in yerli-milli ittifakına karşı vaadi eski rejime dönüş. Muhalefetin merkezine Erdoğan'ın kalıp gitmesini koyanlarda bu fikir hızla alıcı buluyor. Irkçıların belirlediği bir geleceğe hayır derken, dört darbe ile dayatılmış askeri vesayeti savunmak! Tek adam yönetimine karşı çıkıp, açık ya da örtük askeri diktatörlükle geçen yıllara güzellemeler yapmak! Bunlar milyonlarca insanın reddettiği şeyler. Ak Parti kaybedecekse bu seçmenlerinin ona oy vermekten vazgeçmesiyle olacak. Eski düzeni geri getirme vaadinin ne Ak Parti tabanında ne de hayır diyenlerin tamamında alıcı bulması beklenemez.

Dindar-laik kutuplaşmasının bir kanadını temsil eden bu iki partinin liderlik ettiği hayır tarafını, demokratik, özgürlükçü ve barıştan yana bir siyaset değil, sağa karşı sağın yarışı belirliyor. Bölünen faşist hareketin iki tarafta da kilit rol oynaması siyasetin topyekun sağcılaşmasına hizmet ediyor.

Sağa karşı sağ politikalar, daima sağdaki en güçlü odağa kazandırır. 2018 Türkiye'sine bakıldığında her türden milliyetçilik, ırkçılık, devletçilik, bunları en fazla savunan ve kullanan yerli-milli ittifakının hanesine yazılacaktır.

Solun eksikliği

Irkçıların merkezinde yer aldıkları iki burjuva ittifakın kapışmasıyla belirlenen siyasi iklimin sağcılaşması, sol bir muhalefet olmayınca kolaylaşıyor.

Yakın geçmişte sol muhalefetin etrafında odaklandığı HDP, 7 Haziran'daki yüzde 13'lük sıçramasının ardından kurulu düzenin hedefi haline geldi. Lideri Demirtaş ile milletvekilleri ve üyeleri hapse konulan HDP, çözüm sürecinin bitmesinin ardından Batı'daki muhalefet için bir odak olma özelliğini yitirdi. Öte yandan bütün anketler gösteriyor ki HDP, yüzde 13'ten geriye itilse de seçim barajını geçebilir durumda. Bu Demirtaş'a oy veren Kürt seçmenin yerinde durduğunu ve onlar için sorunun devam ettiğini gösteriyor.

HDP'nin sürekli ittifak kurmaya davet edildiği CHP, bir kez daha sol umut olarak ısıtılıp karşımıza konuluyor. CHP, kendi içinde birden fazla kanada bölünmüş durumda. Son Kurultay'da Muharrem İnce'nin aldığı oylar ulusalcıların CHP'nin içindeki gücünü gösterdi. Bu gücü tanıyan Kılıçdaroğlu, CHP'nin daha sol politika izlemesi gerektiğini düşünenlerle ulusalcı seçmeni aynı anda tatmin etmeye çalışıyor. Afrin harekatına tam destek verildiği sırada gerçekleşen CHP kurultayında 2019 seçimlerine dönük bir sol program ve mücadele çağrısının çıkması beklenemezdi. Kılıçdaroğlu, seçmenlerinin ve toplumun çok geniş kesimlerinin değişim ve mücadele talebine yanıt vermek yerine muhalefetin parçalanmışlığı içerisinde en güçlü aday olma pozisyonda kalmayı tercih ediyor.

İki partinin bir seçim ittifakı oluşturması neredeyse imkansız. Kasım 2019 seçimlerinin birinci turuna ayrı ayrı girmek, ikinci turda Erdoğan'a karşı Kılıçdaroğlu'nu desteklemek. Rejimi değiştirerek baskıcı bir yönetim kurmak isteyen yerli-milli ittifakını yenmek bu formüle indirgenirken solda durması beklenen bazı muhaliflerse CHP'yi, Saadet'i, İP'i ve HDP'yi aynı masaya oturtarak bir hayır bloku kurmak istiyor. Yerli-milli ittifakını durdurmak gibi haklı bir gerekçeye dayansa da solda rağbet bu eğilim büyük sorunlara sahip. 16 Nisan öncesi ve sonrası hayır oyları bir cephe yani siyasi ittifakın ürün olmadıkları gibi bir hayır bloku hiçbir zaman var olmadı. Ülkücü, yabancı düşmanı ve anti-semitik partiler, ırkçılar ve şovenistler, demokratlar, özgürlükçüler ve sosyalistlerle bazen aynı oyu verebilir fakat hiçbir zaman blok oluşturamaz.

Ne yapmalı?

Geleceğimizi milliyetçilerin ve ırkçıların belirlemesine karşı çıkanlar, darbelere, militarizme hayır diyenler, dayatılan yeni baskı düzenini de eskisini de reddedenler, bu siyasi tablo karşısında umutlarını sağcı adaylardan birinin çıkıp başkanlığı kazanma olasılığına bağlayamaz.

Laik-dindar suni kutuplaştırmasını reddeden sosyalistler ve demokratlar, Ak Parti'ye oy vermiş işçileri kazanmak zorundadır. Yerli-milli ittifakını durdurmak ve yenmek mümkün ise bu o partilere oy veren emekçilerin kazanılmasıyla mümkündür.

İşçi hareketinin, son iki yılda sanayideki grev hareketlerine rağmen, düşük düzeyde varolduğu Türkiye'de sağcı fikirlerin alıcı bulması kolaylaşırken, seçim gibi burjuva partilerin bütün kaynakları seferber ettikleri seçim kampanyalarında devrimci mücadelenin gerekliliğini anlatmak zor.

Zorlu koşullarda 2019 seçimlerinin olabildiğince işçi sınıfının ve ezilenlerin çıkarları doğrultusunda sonuçlanması, sandıktan önce verilecek mücadelelere ve işçi sınıfı içinde özgürlükçü sosyalist fikirleri savunacak bir odağın varlığına bağlı.

Bu odağın tek meselesi Erdoğan'ın kalıp gitmesi  değil 2019'dan sonraki büyük mücadelelere hazır olmak.

Sandık vakti geldiğinde sosyalistlerin tercihini öncü işçilerin tutumu belirleyecek. Fakat o ana kadar 'sandığı bırak, mücadeleye bak' diyeceğiz.

Toplumlardaki gerçek değişimler tepede yapılan hesaplardan değil aşağıda gerçekleşecek mücadelelerden gelir. Bizim için 2019 seçim kampanyası işçi sınıfının taleplerini savunan özgürlükçü bir alternatifi tabanda örmek.

Volkan Akyıldırım

(Sosyalist İşçi)


Oy yok

-Militaristlere

-Irkçılara

-Milliyetçilere

-Kapitalistlerin çıkarlarını savunanlara

-Doğayı tahrip edip, iklimi değiştirenlere

-Nükleer santral dayatanlara

-Kadın düşmanlarına üç seçimde de yok!