Kapitalizm dökülüyor: Örgütlü hırsızlık düzeni

16.11.2017 - 11:33

Sosyalist İşçi gazetesinin son sayısında, Paradise (Cennet) Belgeleri ele alındı. 

İçinde yaşadığımız dünyada bize sürekli olarak çalışmanın, “hakkıyla para kazanmanın”, hukuk dışı hiçbir şey yapmamanın ne kadar önemli olduğu anlatılır. Bunun bir yanı da kazancımızın vergisini ödemektir. Bu yüzden her yere “vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” yazılır. Yani gelirimizin bir bölümünü, kamu hizmetlerine kullanması için devlet otoritesine veririz. “Vergi kaçakçılığı” ise büyük bir suçtur.

Öte yandan, geçtiğimiz yıl ortaya çıkan Panama Belgeleri’nin ardından, geçtiğimiz günlerde sızan Cennet Belgeleri, dünyanın en zenginlerinin “vergi cenneti” adalarda açtıkları offshore hesaplarla nasıl vergi kaçırdıklarını gözler önüne serdi. Şirket hukuku ve off-shore yatırım konusunda hizmet sağlayan Appleby adlı kuruma ait 6,8 milyon belge, 1950’den 2016’ya kadar olan dönemi kapsıyor.

Hepsi vergi kaçırıyor

Belgelerde 50 kadar ülkeden 120 zenginin offshore hesapları açığa seriliyor. Vergi kaçıran zenginlerin arasında İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, Nike ve Apple gibi en büyük firmalar, ABD Başkanı Donald Trump’ın kabinesinden Ticaret Bakanı Wilbur Ross, Başbakan Binali Yıldırım’ın oğulları Erkam ve Bülent Yıldırım, futbol dünyasından Fenerbahçe ve Galatasaray başkanları Aziz Yıldırım ile Ünal Aysal gibi isimler var.

Panama Belgeleri’nde ise Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, Suudi Arabistan kralı Selman bin Abdülaziz el-Suud, Pakistan Başbakanı Nawaz Şerif, eski Irak Başbakanı İyad Allavi, İngiltere Başbakanı David Cameron, Mısır diktatörü Mübarek’in oğlu Alaa Mübarek, İzlanda Başbakanı Sigmundur Davíð Gunnlaugsson, Azerbaycan Devlet Başkanı Ilham Aliyev’in ailesi, eski Çin devlet başkanının kızı, Suriye diktatörü Beşşar Esad’ın kuzenleri ve Ukrayna devlet başkanı Petro Poroşenko başta olmak üzere 12 ülkeden 143 siyasetçinin offshore hesaplar aracılığıyla vergi kaçırdığı saptanmıştı.

Sıradan insanların vergileriyle ilgili “şeffaflık” ve “denetim” isteyen egemen sınıf, sıra kendisine geldiğinde ise “gizlilik” arıyor. Appleby firması, milyarlarca dolarlık mülklere sahip müşterilerini “gizlilik” gerekçesiyle açıklamıyor.

Küresel zenginliğin %15’inin, yani 26 trilyon Euro’nun “vergi cenneti” adalarda tutulduğu tahmin ediliyor. Birleşik Krallık’a bağlı Manş Adaları’nın nüfusu 145 bin, adada kayıtlı 800 bin şirket var. Bunlar vergi vermiyor. Oxfam’ın araştırmalarına göre, en büyük şirketlerin %90’ı offshore hesaplar ve buna benzer adalar aracılığıyla vergi kaçırıyor. IMF’ye göre, bu adalara yapılan “yatırım”, 2001’den bugüne dört kat arttı.

Olağan işleyiş

Offshore hesaplar aracılığıyla vergi kaçırma, olağan bir dünyada bir grup “aç gözlü” veya “kötü niyetli” patronun başvurduğu bir yöntem, bir sapma değil. Kapitalizmin bütün işleyişi, bu ve buna benzer hırsızlıklara, rekabete ve sömürüye dayanıyor. Sızdırılan her yeni belgede görülen isimler, bu durumun asla “istisnai” olarak görülemeyeceğinin çok açık bir kanıtı.

Kapitalist toplumda üretim süreci, azınlık bir grubun çoğunluğun emeğinin ürünlerine el koymasıyla şekillenir. “Sermaye sahibi” olanlar, üretim araçlarının sahipleri, işçilere onlar için ürettikleri değerin daha azını öderler. Bu şekilde kâr eden patronlar, kendi aralarında rekabet ederler. Hepsi, sömürüyle elde ettikleri geliri tekrar yatırıma aktararak “işlerini büyütmeye” çalışırlar. Bu arada üretim süreciyle ilgili maliyetlerini düşürmeye çalışırlar. Devletlerin yarattığı hukuk, bu sömürü ve sermaye birikim sürecinin “sağlıklı” işleyişini garanti altına almak içindir. Ancak offshore hesaplarda görüldüğü gibi, rekabet, bu hukuku dahi ihlal etmenin “yasal” başka yollarının üretilmesine yol açar.

Savaş, baskı ve yoksulluk

40 yıla yakın süredir uygulanan neoliberal politikalar iflas etti. Bunu küresel kapitalizmin en büyük kurumları itiraf ediyor. Bu çöküş, egemen sınıfın tüm pisliklerinin gün yüzüne çıkmasına neden oluyor. Bunun bir yüzü Panama ve Cennet belgelerinde ortaya çıkan hukuki hırsızlıklar ise diğer yüzü de tüm dünyada otoriterleşme, sağa kayış, ulus devletlere ve milliyetçi baskı politikalarına geri dönüş. Rekabetin ve çelişkilerin sonunda savaş ihtimalleri beliriyor.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde, kapitalizm, milyarlarca insan için yoksulluk, savaş, baskı ve sömürüden başka bir şey vadetmiyor.

Biz başka alem isteriz

Egemen sınıfların bütün bu çürümüşlüğüne ve zorbalığına karşı alternatif ise işçi sınıfının örgütlü mücadelesi. Bundan yüz yıl önce, farklı emperyalist bloklar arasındaki rekabetin milyonlarca işçinin cephelerde birbirini öldürdüğü bir savaşa yol açmasının ardından, Rusya’da işçi sınıfı iktidarı ele geçirerek başka bir dünyanın kapısını aralamıştı.

Ekim Devrimi savaşa karşı barış talebini hayata geçirdi. Ulusal baskıya, cinsiyetçiliğe, homofobiye ve emek sömürüsüne karşı radikal adımlar attı. İşçiler, kendi hayatlarını demokratik ve kolektif bir şekilde yönetebilecekleri bir düzen kurmayı denediler. Bugün vergi kaçıran egemen sınıfların tamamı, o dönem Rusya’daki işçi iktidarını ezmek için askerlerini yolladılar.

Bugün de bu hırsızlık düzeninin sona erdirilmesi için umudumuz Katalonya’da bağımsızlık için direnen, Zonguldak’ta özelleştirme konusunda AKP hükümetine geri adım attıran işçi sınıfının uluslararası birliği ve mücadelesinde.

Ozan Tekin


 Yasal vergi kaçakçılığı

Offshore hesaplarla vergi vermemek için varlıklı kişiler, kendi ülkelerinin vergi hukuku ile uluslararası regülasyonlara hakim olan aracı şirketler aracılığıyla, başka isimlerle “vergi cenneti” ülkelerde açılan bazı hesaplara para aktarıyorlar. Ancak kendi ülkelerindeki denetleyicilere yakalanmamak için bu işin “uzman” bir firma tarafından gizlilik içinde yürütülmesi gerekiyor. Finansal danışmanlık hizmeti veren bu şirketler, vergi kaçakçılığını “yasal” hâle getiriyor, zenginlerin paraları böylelikle dünyanın çeşitli yerlerinde vergi oranları çok düşük olan küçük adalara aktarılıyor.


Zenginler vergi ödemek istemiyor

Egemen sınıf mensupları hiçbir zaman vergi vermek istemiyor. Mesele yalnızca offshore hesaplarla yapılan kaçakçılıktan ibaret değil. Birçok ülkede siyasetçiler, yatırımcılar için vergi oranları yüksek tutulursa “sermayenin kaçacağını” söylerler. Bu yolla kamu kaynaklarına aktarılacağı umulan vergilerin yükü emekçilerin ve yoksulların sırtına bindiriliyor.

Örneğin Türkiye’de 2010 yılında ödenen gelir vergilerinin üçte ikisi işçi ve memurlardan geldi. Şirketlerin ödediği kurumlar vergisi ise toplam vergi gelirinin %10’u ediyordu. Patronlar hem işçilerin artı değerine el koyarak sömürü yoluyla zenginleşmek, hem de bunun sonucunda gelirlerinin mümkün olan en az kısmını vergi olarak ödemek istiyor.


Gelir adaletsizliği derinleşiyor

Zenginler paralarını vergi ödenmeyen adacıklara aktarılırken, milyarlar açlık ve yoksullukla boğuşuyor.

BM’nin yayımladığı bir rapora göre, açlık sorunu dünya nüfusunun %11’ini, toplamda 815 milyon kişiyi etkiliyor.

Dünyanın en zengin 8 kişisi, en fakir 3.5 milyar ile eşit varlığa sahip.

En zengin %1 ile geri kalan %99’un zenginlikleri, 2015 yılında birbirine eşitlenmişti. Şu an %1, dünyanın geri kalanından daha fazla varlığı elinde bulunduruyor.

Forbes, bu yılı “dünyanın en zenginleri için bir başka rekor yılı” olarak kutladı.

Dünyadaki 1542 milyarderin toplam geliri geçtiğimiz yıl %20 arttı. Dünyada yoksulluğu yok etmek için 200 milyar dolar gerekiyor. Bu 1542 kişinin toplam varlıkları bunun 30 katı değerinde.

(Sosyalist İşçi)