Bir Suriyelinin gözünden 15 Temmuz gecesi

15.07.2017 - 00:47

Suriyeli aktivist Kashan Kalkour, Marksist.org için darbe gecesi yaşadıklarını yazdı:

İlginç bir geceydi. Sık sık görüştüğüm, nadiren görüştüğüm, uzun zamandır sesini duymadığım, yüzünü görmediğim tüm Türkiyeli arkadaşlarım tarafından aranmışımdır herhalde. Evden çıkmamam gerektiğini, ne olup bittiğini anlayamadıklarını, en iyisi güvenli bir yerde beklemem gerektiğini anlatan telefonlar. Saatler ilerledikçe gerçekleşenin bir darbe olduğunu anladıktan sonra, sokağa çıkmak gerektiğini, asıl evde kalmanın güvenli olmadığını anlatmak zorunda kaldığım uzun telefon konuşmaları. Bu ısrarın sebebini anlıyorum, arkadaşlarımın endişesi bu süreçte ilk zarar görecek olanların Suriyeliler olduğunu düşünmeleri.

Korkunç bir geceydi. Suriye'den geleli yaklaşık beş sene olmuştu. İstanbul'da gazlı, tazyikli sulu birçok eylemde bulunmuştum ama bu kadar vahşi bir geceye şahit olmamıştım ülkemden çıktığımdan beri. Evim Çapa'daydı, çatışma bölgesine yakındı. Sokağa çıkıp silah seslerinin olduğu bölgeye doğru yürüdüm kalabalıkla beraber. Kalabalık, Fatih'teki İstanbul Büyükşehir Belediye binasına yürüyordu. Sesler yükseldikçe yaklaşmak kolay olmuyordu. İki adım atıp beş adım geri gidiyorduk korkudan. Çatışma bölgesine yaklaşmamızı sağlayan, kadınların "utanın" ikazı oldu. Çünkü korkmuyorlardı, bizleri de peşlerinden sürüklediler, sağolsunlar. O gece onlarca yaralı taşıdık hastaneye. Ölü de vardı. Hatta birisinin kardeşi, askerlerin açtığı ateşle ölmüştü. Ağlıyordu. Akrabaları şimdi ağlamanın sırası olmadığını anlatarak teselli ediyorlardı. Ben kan görmeye dayanamazdım, bu insanların adanmışlığı beni ayakta tuttu. Öleceğimi sanmıştım o gece. Kurşunlar üzerimizden geçiyordu kırmızı kırmızı izler bırakarak. Bir elim telefonda, yaralıları hastaneye götürmeye çalışırken havaalanında cumhurbaşkanını karşılayan binlerce insanın fotoğraflarını gördüm. Tamam dedim, bu iş bitmiştir, bu insanları yenmek için çok fazla askere ihtiyaçları olacak, başaramayacaklar!

Muhteşem bir geceydi. İnsanlar korkmadı, sokağa çıktı, askerin silahına, tankına karşı direndi ve darbeyi püskürttü. Evde durmamı söyleyenlere o gece anlatmaya çalıştığım gibi, bu bir darbeydi ve darbe gerçekleştikten sonra eylem yapmanın, sokağa çıkmanın, politika yapmanın bir olanağı kalmayacaktı. Darbe gerçekleşmiş olsaydı kaçacak delik arayacaktı herkes. Biz Suriyelilerin kaçacak bir deliği de yoktu. Şansı ve imkanı olan Ege'yi geçmeyi çalışırdı ölümü göze alarak. Sınırdışı edileceğimiz, kamplara tıkılacağımız günü beklerdik. Darbenin nasıl bir şey olduğunu Baas'tan biliyorduk. Kırk yıl önce bir darbeyle geldiler başa, hanedan kurdular, siyasetten dışladılar tüm halkı. Darbe ile tüm özgürlüklerimiz elimizden alındı. Binlerce insan hapishanelerde işkenceyle katledildi. Binlerce insan özgürlüğü için iltica etmek zorunda kaldı. En ufak bir hak talebinin bile şiddetle bastırıldığı bir ülkede yaşamak zorunda kaldık bu darbe yüzünden. 

O yüzden, darbe teşebbüsünden sonra Fatih'te, Taksim'de, Üsküdar'da eline Suriye bayrağı alan kutlamalara katıldı. Herhangi bir eylemde göremediğimiz Kürdistan bayrağı bile gördüm Taksim'de. Milliyetçi sloganlardan hazzetmeyip bu eylemlere gelmeyen Türk arkadaşlarıma attım hemen fotoğrafını çekip "gelsenize" diye. Ardından bu fotoğrafı facebook'ta paylaşıp "Taksim Meydanı bu gün en güzel günlerini yaşadı" yazarak paylaşmıştım. Sağda Özgür Suriye bayrağı, solda Ala Rengîn.

O gece gördük ki, sokağın gücü devrim de yapar, darbeyi de durdurur, adaleti de yerine getirir ve bizi özgürleştirir. Türklerin, Kürtlerin, Arapların özgür bir geleceğinin garantisidir sokak!