Türkiyeli ve Suriyeli solcular devrimle dayanışma konferansında buluştu

19.03.2017 - 16:22

İstanbul’da dün düzenlenen “6. yılında Suriye Devrimi’yle dayanışma konferansı”, Türkiyeli ve Suriyeli solcu aktivistlerin devrimi, Suriye işçi sınıfının mücadelesini, mezhepçiliği, İslamcılığı ve emperyalizmi tartıştığı bir platform oldu.

Toplantının başında yaşanan ufak çaplı provokasyon girişimi, konferansın güvenliğini sağlayan kadın aktivistlerin müdahalesiyle engellendi.

“Suriye Devrimi’nin hedefleri ve kitlesel direnişler” başlıklı ilk oturumda, ilk sözü gazeteci ve yazar Fouad Azzam aldı.

“Rejim mezhepçiliği kullandı”

Azzam şunları söyledi:

“Rejim en başından itibaren farklı etnik gruplardan ve mezheplerden insanların devrimde bir araya gelmesini engellemeye çalıştı. Farklı kökenlerden insanları birbiriyle çatıştırmaya çalıştı. Orduda sünni subayları en ön saflara sürdü. “Sünniler gelecek” diye korkuttuğu mezheplerden bazı grupları alarak “Ya öleceksiniz ya öldüreceksiniz” dedi. Başka ülkelerden mezhepçi milisler getirdi. Sosyal medyada “Aleviler Beyrut’a, Hristiyanlar tabuta” sloganları döndürmeye başladı. Radikal grupları hapishanelerden saldı, bunların devrimi bastırması ve öldürmesi için.

“Devrim silahlanınca kitle eylemleri giderek azaldı”

Rejim en başından itibaren devrimin silahlı bir hal alması için her şeyi yaptı. İstihbarat örgütü gizli gizli silahlar dağıttı. 2012'deki Duma katliamından sonra eylemciler silahlara hayır eylemi yaptılar. Devrim silahlı bir hâl alınca pek çok aktivist geri çekildi ve kitle eylemleri giderek azaldı.

Çoğunluğu İslamcı gruplardan oluşan bu silahlı gruplar zaman zaman kendi içlerinde de çatıştılar. Ve bir süre sonra kendi baskıcı rejimlerini kurmaya başladılar. Rejim baskısı altındaki bölgelerde bu silahlı gruplar erzak tüccarlarına dönüştüler.

DSİP'ten Suriye Devrimi konferansına yapılan ırkçı saldırı üzerine açıklama

Emperyalizmin müdahalesi

Batı ise bu süreçte sessizdi. Çünkü çıkarları rejimin çıkarları ile örtüşüyordu. Devrimin silahlanması batının da çıkarları ile örtüşüyordu. İsrail ve batı, devrimin yenilmesi için ellerinden geleni yaptılar.

Suriye devrimi 6. yılına girdiğinde ciddi bir darbe almıştı, şiddet ile özdeşleştirildiği için.

Suriye ve Ortadoğu, büyük emperyalist devletlerin çatışma alanına dönüştü. Büyük emperyalist güçler ve onlarla bağlantılı grupların çatışma alanı hâline geldi.

“Devrimin taleplerini temsil edecek yeni bir güç inşa edilmeli”

Ama Suriye devrimi hâlâ devam ediyor. Çünkü bu, halkın talepleri ile ilgili. Ve halk hâlâ değişimi talep ediyor. Hem rejimin hem de silahlı grupların baskısına rağmen hâlâ Suriye’nin pek çok yerinde eylemler devam ediyor.

Suriye devriminin gerçek taleplerini temsil edecek yeni bir güç inşa edilmeli.

Burada da devrimci aktivistlere önemli bir rol düşüyor.

Ama şu an en önemli şey savaşın durması ve bir ateşkesin sağlanması. O zaman sivil direniş tekrar başlayacak ve değişim talepleri geri gelecek. İran ve rejim bunun karşısında.”

Suriyeli solculardan yalan haber ve iftiralara tepki

“Sosyalizm işçilerin kendi hayatlarını kontrol etmesidir”

Aynı oturumda ikinci olarak AltÜst dergisi editörü Roni Margulies şöyle konuştu:

“Bu toplantıyı engellemeye çalışanlar ile bizim aramızdaki fark Suriye ile ilgili değil, sosyalizm anlayışı ile ilgili. Biz burada Suriye ve emperyalizmi günlerce tartışabiliriz. Ama daha basit bir konuda anlaşmak lazım. Suriye ve Arap devrimleri bir sosyalist için çok basit konular.

Sosyalizm çalışan büyük kitlelerin kendi hayatlarını kontrol etmesi ve yönetmesidir. Hayatlarında ne olacağına kendilerinin karar vermesidir. Özünde sosyalizm budur.

Emperyalizm ve diktatörlere karşı işçi sınıfını savunmak

Hayali bir senaryo düşünün, milyonlarca insan bir tane aile tarafından yönetiliyor. Biz 2005-2006 yılında Türkiye'den Şam'a gittik. Bir otobüs müslüman ve bir otobüs sosyalist idik. Bush, Suriye’yi bombalamakla tehdit ediyordu. Biz dayanışma için Suriye’ye gittik. Sınırda "Esad'ın Suriyesine hoş geldiniz" diyen bir tabela vardı.

Bir bölge hayal edin, 100 yıldır dışarından birileri sürekli müdahale ediyor. Bu bölgedeki insanlar kendi hayatları hakkında bir karar veremiyor. Bu insanların karar verebilmesini mi destekleyeceğim? Yoksa dış müdahaleyi mi?

Benim için ve bütün sosyalistler için çok basit. Bir diktatör ve Alevi veya Sünni büyük kitleler var. 70'deki darbe ile iktidara gelen, 2001'e kadar yöneten, daha sonra da oğlu yöneten bir aile. Emperyalizmin kontrolü altında 100 küsür, bir ailenin baskısı altında da 47 yıldır yaşayan bir bölge. Bu durumda bir sosyalist için tartışılacak bir durum yok. Biz her koşulda çalışan kitleleri destekleriz.

“Önce devrimi desteklemek gerekli”

Hakiki bir demokratik hareket içinde her tülü fikir olur. Tahrir meydanında olduğu gibi. Müslümanlar, hristiyanlar, sosyalistler var... Önce meydanı desteklemek lazım. Sonra farklı fikirleri tartışırız. Mısır devriminin kaderine meydan karar vermeli. Aynısı Suriye için de geçerli.

Fuat'ın da dediği gibi devrim silahlandığında kitleler geri çekildi. İslamcı ve silahlı gruplar böylece öne çıkabildi. Bunları süreç içinde tartışırız. Ama önce devrimi desteklemek gerekli.

Suriye’de ayaklananlar bunun tartışmasını zaten yapacaktır. Türkiyeli sosyalistler olarak biz öncelikle devrimi desteklemeliyiz. Bu bizim için daha önemli. Çünkü burada 3 milyon Suriyeli var. Ve onların arasında çalışarak onların örgütlenmelerine destek vermek gerek.

Mültecilerle dayanışma

İnsan olarak zaten dayanışmak gerek. Ama sosyalist olarak üç kere yapmak gerek. Biz elimizden geldiğinde bunu yapabilmeliyiz.

Devrim bazı geri adımlar atmak zorunda kaldı. Ama devrim hâlâ yaşıyor ve tekrar ortaya çıkacak. Çünkü insanlar unutmayacak. Tahrir şimdi boş ama o meydanı dolduranlar o günleri hatırlıyorlar.”

Özgürlük, onur ve adalet devrimi

Konferansın ikinci bölümünde ise “Özgürlük, onur ve adalet devrimi” isimli film gösterildikten sonra yönetmen Mulham Samir ile söyleşiye geçildi.

Filmin amacının devrimi kısaca anlatıp ırkçılık, mezhepçilik ve radikal İslamcılıkla alakası olmadığını göstermek olduğunu dile getiren Samir, şöyle devam etti:

“Suriye’deki sivil direnişi ve devrimi anlatmak istedik. Çünkü dünya medyasında Suriye konusunda bir şey anlatılınca bu sadece İŞİD’le alakalı oluyor ve Suriye devriminin kitlesel bir devrim olduğu gözden kaçırılıyor.

Barışçıl eylemlerin önemi

O kadar şiddetten uzak eylemlerdi ki, eylemlere gitmeden önce birbirimizi ‘yanınıza tırnak makası bile almayın’ diye uyarıyorduk. Eylemlere katılan sivil direnişçilerden neredeyse kimse silahlı mücadeleye katılmadı, zaten öyle olsaydı şu an milyonlarca insanın silahlanmış olması gerekirdi.

Devrimin ikinci yılında sonra gelen radikal gruplar yüzünden eylemlerin rengi de değişmeye başladı. Aynı eylemciler bu radikal gruplara karşı da sokaklara çıktı ve silahlı mücadeleyi protesto etti.”

Sivil direniş çağrısı

“Neden hep sivil direniş çağrısı vardı?” sorusuna yanıt veren Mulham Samir, şu ifadeleri kullandı:

“Arap Baharı’nda Yemen Devrimi’ni göz önünde bulunduralım. Yemen halkının tamamı silahlanmış olmasına rağmen eylemlere katıldıklarında yanlarında silah getirmediler ve sivil bir şekilde eylemlere katıldılar. Mısır için de bu durum geçerliydi ve sivil bir direniş olarak devam etti. Sisi darbesinin öncesine bakarsak da silahsız sivil direnişin daha erken amaçlarına ulaştığı görülebilir.

Çoğu insan bilmiyor ama silahlı mücadeleler çoğu zaman yıllar sürüyor ve kazanım elde etmeyi de neredeyse imkansızlaştırıyor. İnsanlar kitlesel sivil direnişlerin daha etkili olacağının farkındalardı.”

“Rejim her zaman silahla karşılık verdi”

Salondan gelen “Suriye halkının hep barışçıl protestolar yapması rejimden korktukları için miydi?” sorusuna ise şöyle yanıt verildi:

“Kesinlikle, çoğu protestocu barışçıl olmasına rağmen rejim ve rejime bağlı çeteler her zaman silahla karşılık veriyorlardı. 

Bazı eylemlerde rejim kendisiyle hareket eden silahlı grupları eylemcilerin arasına sokup bunlar barışçıl değil diye millete yutturmak istediler. Eğer sivil bir şekilde devam etseydi erken bir şekilde devrimi gerçekleştirmiş olacaktık. Sivil direnişi temsil edecek liderlere ihtiyacımız vardı, bu da o zaman için bulunamadı. Devrimin en büyük kayıplarından biri o oldu.

“Muhalefet devrimi temsil edemedi”

Bizim temsilcilerimizin yani muhalefetin devrimi temsil edememiş olması, bu devrimin radikal ve İslami bir devrim olduğu izlenimi yarattı. Çünkü bu insanların devrimle ve halk kitleleriyle gerçek bir bağlantısı yoktu.

Bazıları Suriye devriminin başarısız olduğunu veya İslamlaştırıldığını iddia ediyorlar. Ama devrim bitmedi. İŞİD ve benzeri radikal gruplar ve rejim arasında iki cephede süren bir savaş var ama biz bu devrimin geri geleceğini ve bitmediğini biliyoruz.

Savaşa karşı mücadele

Konferansın üçüncü ve son oturumu ise “Birleşik mücadele perspektifleri” üzerineydi. İlk olarak konuşan DSİP’ten Yıldız Önen, şunları belirtti:

“Amerikan savaş karşıtlarının Vietnam savaşında verdiği gibi bir savaş karşıtı mücadeleye ihtiyacımız var. Irak savaşında maalesef bu sağlanamadı. Esad devrimi ezmek için büyük bir katliam yarattığında da, Rusya Halep'te binlerce kişi öldürdüğünde de, Suriye'yi onlarca ülke bombalarken de dünyada böyle bir tepki oluşmadı.

Aynı şey Türkiye için de geçerli. Bunun en önemli sebebi, Suriye devriminin anlaşılamamış olması. Suriye devrimi Esad’a, diktatörlüğüne karşı bir mücadele olarak kabul edilemedi. Bunda hem dünyadaki hem de Türkiye'deki İslamofobinin bir etkisi var.

İslamofobi

Bu sadece Suriye için değil, genel olarak Arap Devrimleri için geçerli. Hem Esad’ın katliamları hem Mısır'da Sisi'nin katliamları, cahil müslümanlara bir müdahale olarak görüldü.

Batının İslam ve islamcıları nasıl gördüğünü kanıtlamak için Trump'ın müsteşarından birkaç alıntı yapalım. Ulusal güvenlik danışmanı olan brinin sözleri: ‘Müslümanlardan korkmak makuldür. İslam kötü huylu bir kansere benziyor. Kuran bugün bir işe yaramayacak kadim bir metin. Müslümanlar bu metni esas alıp ona göre yaşayan toplum ve bu toplum modern olamıyor. Müslümanlığa devam edenlere ne yapılmalı diye soranlara ise; dünyanın islami bir reformasyona ihtiyacı var. Ve bunun için silah kullanılabilir.’

“Arap devrimleri kapitalizmin adaletsizliğine başkaldırıydı”

2011'de patlayan Arap devrimleri, kapitalizmin insanlığı mahkûm ettiği adaletsizliğe bir başkaldırı idi.

Bunlar diğer mücadele edenlere umut verdi. Tahrir'deki gösterilere dünyanın pek çok yerindeki gösterilerden selam gönderdiler.

Arap devrimlerini sadece Arap diktatörleri yenmedi. Bunda Avrupalı ve Amerika gibi emperyalist güçlerin desteği çok büyüktü.

Emperyalizme karşı uluslararası mücadele

Şu an Suriye’yi 18 ülke bombalıyor. O yüzden bu mücadele uluslararası bir mücadele olmak zorunda.

18 Mart bu yüzden çok önemli. Dünyada ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı uluslararası bir gün. Bugün
Avrupa’nın pek çok ülkesinde ırkçılığa karşı “Sınırların açın, mültecileri kabul edin” sloganı ile gösteriler yapılacak.

Antikapitalist mücadele ve zorluklar

Bu mücadelenin kazanabilmesi, Ortadoğu ve dünyanın her yerinde antikapitalist bir mücadelenin inşa edilmesi ile mümkün.

Bunun için karşımızda dört büyük zorluk var.

1. Dünyanın başına Trump gibi bir belanın gelmesi.

2. Arap baharında başarılı olan pek çok ülkede bugün ciddi karışıklıklar olması. İsyanların silahla bastırılması. Mısır’da, Suriyede böyle bir hareketin inşası çok zor.

3. Bizim Türkiye’de yaşadığımız zorluklar. 15 Temmuz darbesinden sonraki OHAL süreci ile siyasi faaliyet çok zorlaştı. Binlerce siyasetçi hapiste. Herkes referandum tartışıyor.

4. Suriyelier ile dayanışma konferansı ırkçılar tarafından basılıyor. Birkaç küçük grup sadece Suriyeleriler ile dayanışma için çaba harcıyor. Zorluklar olsa da mücadeleden vazgeçilemez.

Trump'a karşı on binlerce insan havaalanlarını bastılar, kadınlar sokakları kuşattılar. Trump’a karşı mücadelede yalnız değiliz. 8 Mart’ta on binlerce kadın Türkiye’de ırkçılığa ve savaşa karşı yürüdü. Bir sonraki 8 Mart’ta Suriyeli yoldaşlarımız ile buna katılmak çok önemli.

Mültecilerle dayanışma vurgusu

Mevcut eylemlere katılarak yenilerini inşa etmeliyiz. Bizim burada görevimiz tüm dünyada ırkçılığa karşı mücadele ederken, Suriye'deki tüm emperyalist müdahaleleri engellemeye çalışırken, özellikle Türkiye’nin müdahalesini engellemeye çalışmalı ve Suriyeli mültecilerin Türkiye için bir pazarlık kozu olmasını engellemeliyiz.

Tüm Suriyeli mültecilerin yaşam koşullarının iyileşmesi için mücadele etmeliyiz. Ve Türkiye’dekilerin bizimle aynı haklara sahip olabilmeleri için mücadele etmeliyiz.

Koşullarımız zor. Ama birlikte mücadele edersek kazanabiliriz.”

“Devrim özgürlük ve onur sloganlarıyla başladı”

Son olarak konuşan Suriye Sivil Toplumu aktivisti Jamal Hammour ise şunları söyledi:

“Arap baharı Tunus’ta başladığında, rejim Suriye’de böyle bir devrimin olamayacağını iddia etmişti. Bunun sebebi olarak ise direnişçi ve devrimci hükümet olduğunu ve kimsenin bu hükümete karşı ayaklanmayacağını iddia etti.

İsrail, ABD ve emperyalizme karşı olan hükümete karşı halkın ayaklanmayacağını söylüyordu.

Umulmadık bir anda devrim başladı. Özgürlük ve onur sloganı ile başladı. İçinde tüm halk kiteleleri vardı.

Bu sloganlar çok uzun sürmedi. İslamcılar güç kazanmaya başladı. İlerici fikirler olmadan ve organize bir hareket olmadan başladı. Bir sivil toplum hareketi bile olmadan başladı.

İslamcıların güçlenmesi

Bunun sebebi ise Esad rejimin baskıcı uygulamalarıdır. Halkın arasında siyasi islamın yayılmasının sebebi, islamcı grupların maddi imkanları idi.

Körfez desteği önemli bir etkendi. Suriye’deki demorkatik değişimi kabullenmek, bu ülkelerin kendi gerici iktidarları için bir tehditti. Körfez ülkeleri için gelişme sadece yol ve inşaat. Demokrasiye karşılar. Kendilerine benzer grupları desteklediler. Suriye rejimin en istediği şey, halkları birbiri ile çatıştırıp devrimin demokratik taleplerini mezhepçi taleplere çevirmekti.

Halkların kendi kaderini tayini

Batı ve dünyadaki büyük güçler, Suriye halkına sırt çevirdi. Bizim Suriye’deki hareket ve çalışmamız, tüm Suriye halkına kendi kaderlerini tayin etme hakkı sağlamak için.

Suriye’deki otoriter rejimden kurtulmak için en büyük hedefimiz sivil direniş.

Bu toplantı sonrasında Birleşik Suriyeli Devrimciler olmak istiyoruz ve Türkiyeli arkadaşlarımızla işbirliğini nasıl yükseltip nasıl ortaklaşabileceğimiz hakkında tartışmak istiyoruz.”

Devrimci Sol Akım üyesi Ghayath Naisse'nin "Bugün orada aranızda olamadığım için üzgünüm. Devrimci Sol Akım olarak, konferansa katılan tüm yoldaşları en sıcak duygularımızla selamlıyoruz" şeklindeki mesajı konferansta okundu. Tüm gün boyunca çevirileriyle katkı sunan Kashan Kalkour'a ve konferansa emek veren herkese teşekkür edildi.

Suriye Devrimi ile dayanışma konferansı, Suriye müziklerinin çalındığı konser ile sona erdi.