Anayasa tartışmalarında geriye dönüş

23.10.2016 - 08:37
Haberi paylaş

Darbecileri yenen halkın demokratik anayasa isteği rafa kaldırıldı.

12 Eylül 2010 referandumundan altı yıl sonra, yenilen bir darbe girişiminin üstüne, bir anayasa teklifi ile karşı karşıyayız.

Ak Parti-MHP ittifakının ürünü olarak gündeme gelen yeni anayasa paketinin içeriği henüz açıklanmadı, fakat 2017 baharında halk oylamasına sunulacağı söylenen bu anayasa değişiklilerinin belirtilen yönleri şimdiden bir tutum almamıza sebep oluyor.

Yeni demokratik anayasa için  altı yıl oyalandık. Altı yılın sonunda uzlaşılan 60 maddenin halk oylamasına sunulacağı söyleniyor.

Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda dört partinin anlaştığı 60 madde

Bunların önemli kısmı kişi hak ve hürriyetlerini tanımlar nitelikte, bir kısmı demokratikleşme taleplerinin ifadesi, yani itiraz edebilecek pek bir şey yok.

Sosyalistler için zaten anayasaları bir “toplum sözleşmesi” olarak kabul etmekten uzak kılan, mülkiyet ve miras hakkını tanımlayan kapitalist maddelerle birlikte, özel mülkiyetin korunması üzerine şekillenen yargı gibi özelleştirmeyi anayasal kılan maddeye de toptan karşıyız. Bugünkü yeni anayasa tartışmasının odağında ise emekçi sınıfların ve ezilenlerin on yıllardır istediği taleplerin yerine getirilmesi, acil sorunlara çözüm bulunması  için bu tartışmada bir tarafız.

Uzlaşılan 60 madde hiçbir işe yaramıyor çünkü anayasanın özünü ve tarif ettiği rejimin yapısını ilk dört madde belirliyor.

1924'te askerlerin yazdığı anayasadan 12 Eylül darbecilerinin yürürlükte olan anayasına taşınan ilk dört maddenin yeni anayasada da yer alması bugün Ak Parti tarafından kabul ediliyor.

Altı yıl önceki referandumda anayasanın değiştirilemez hiç bir kısmının olmadığı söyleyen Erdoğan ve Ak Parti liderliği, bugün Türk milliyetçiliğini dayatan kısımlar başta olmak üzere kemalizmin yeni anayasadan çıkartılacağını söylüyordu. Şimdi MHP ve CHP'nin gerici çizgisine geldiler.

İlk dört maddenin aynen yer aldığı bir anayasa yeni olamaz. Köklü sorunların kaynağı bu "değiştirilemez" kısımlardır. Bir darbe girişiminden sonra Ak Parti yeni anayasayı tam demokratikleşme etrafında değil eski rejimi revize etme ve devleti onarma meselesi olarak ele almakta.

Altı yıl önce darbecilerin yargılanması ve darbe kurumlarının ortadan kalkması için "yetmez ama evet" dediğimiz anayasa değişikliği paketinin ardından verilen sözler tutulmadı. Demokratik çoğulcu bir anayasa yapılmadı. 12  Eylül anayasası, kanun hükmünde karanamelerle yamanıyor.

12 Eylül referandumunda halkın yüzde 58'nin oyuyla kabul edilen maddelerin desteklediğimiz, demokratik kazanımlar olan kısımların hepsi kısa sürede Ak Parti tarafından geri alındı.

Şimdi AK Parti-MHP ittifakı yeniden referandum diyor. Anayasa değişikliği değil yeni demokratik anayasa istiyoruz. Buna yaklaşmayan aksine uzaklaşan bir anayasa değişikliği paketinin demokratikleşmeyle ilgisi olamaz.

Yargıdaki değişiklikler adalet için değil

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Ak Parti, MHP ve CHP yargıda değişiklikler içeren, esas olarak Gülenciler gibi grupların yargıya sızmasını önleyici olacağı söylenen maddelerin yer aldığı mini bir anayasa değişikliği paketinde anlaşmıştı.

Uzlaşılan 60 madde ile yargıdaki değişiklik de hükümetin teklifinde yer alabilir. İçerik açık olmasa da kemalist devlete bağlı kadroların yeniden yargıya hakim olmasının düzenlenişi olduğu ortada.

12 Eylül referandumunda Hakim Savcılar Yüksek Kurulu'nunun tekçi yapısına son veren, yargıyı çoğulcu ve demokratik kılacağı söylenen madde de kabul edilmişti.

15 Temmuz'dan sonra toplum gördü ki HSYK ve yargı kemalistlerin elinden alınıp Gülencilere verilmiş. 14 yıldır hükümette olduğu halde iktidar olamayan Ak Parti, yargıyı yeniden kemalistlere ve günün "yerli ve milli eksenine" uyanlara teslim etmeye hazırlanıyor.

Halkın adaletsizlik sorununu çözmek değil devleti güçlendirmek için yapılan  yargıdaki değişiklik de desteğimizi kazanamaz.

Başkanlık değil demokrasi

Yeni anayasa referandumunun asıl yönü olan başkanlık sisteminin oylatılması.

15 Temmuz darbesi, Erdoğan'ın fiili başkanlığını bitirmek ve Ak Parti'yi hükümetten indirmek için yapılmıştı.Fakat ondan bir yıl önce, 7 Haziran 2015'te yapılan seçimlerinde Ak Parti anayasa değişikliği yapacak milletvekili sayısını kaybetmiş ve Erdoğan'ın başkanlığı demokratik yöntemle engellenmişti. 

Aynı dönem tesadüfi olmayan bir şekilde Kürt sorununda yeniden çatışmaların şiddetlenmesine tanık olduk. PKK ile çözüm masasının devrilmesi ile şahin politikalar ortalığı kapladı. Suriye'de askeri saldırganlık artırıldı. 1 Kasım'da tekrarlanan genel seçimlerde Ak Parti yeniden çoğunluğu elde etti. Bu darbeye kadar süren karanlık, çatışmalı, katliamlarla dolu bir dönemi başlattı.

Darbeciler belli ki Erdoğan'ın başkanlığına sonuna kadar karşı olan kalabalığın kendilerini destekleyeceğini zannediyordu ama hiçbir aktif destek bulamadılar.

Darbeye karşı günlerce demokrasi nöbetleri tutulmuşken, farklı görüşlerden milyonlarca insan darbeye karşı net tutum almışken, devrilmekten halk tarafından kurtarılan Erdoğan ve Ak Parti hükümeti, demokratikleşme atağı yapmak yerine yine başkanlığı dayatıyor.

Darbeden önce olduğu gibi bugün de başkanlık değil demokrasi!

- Halkın demokratikleşme ve yeni anayasa talepleri derhal karşılanacağına başkanlık sistemini öne sürmek bir dayatmadır..

- Darbenin panzehiri demokratikleşme olduğu halde, tarihinin önemli kısmı tek adam yönetimleri ve diktatörlükle yönetilerek geçmiş bir ülkede; çoğunluğun çıkarına olan seçim barajının olmadığı çoğulcu parlamenter demokrasidir. Siyasi iktidarların emekçi sınıflar aleyhine uygulamalarının önüne ancak böyle bir yapıda geçebilir, talep ve haklarımızı kazanmak için bir demokratik basınçtan sonuç alabiliriz. 

- Ak Parti "Türk tipi başkanlık sistemi" getireceğini söylüyor. Bunun hakkında bilinen tek şey Erdoğan'ın başkan olması ve devletin onun etrafında merkezileştirilmesi. İkisini de karşıyız. Devrimci sosyalistler Erdoğan'ı seven ve Ak Parti'ye oy veren insanlara düşman değildir, hep beraber darbelere dur dedik. Fakat Erdoğan'ın adeta Mustafa Kemal gibi tek adamlığa soyunmasına, böyle bir rejimin yarattığı tarihsel sorunları bildiğimiz için karşıyız. Halkın geniş kesimleriyle kavgalı olan Erdoğan'ın başkanlığına savaştan yana olduğu ve işçi sınıfının taleplerine sırtını döndüğü için de karşıyız. 

Elbette “yeni anayasa teklifi” meclise sunulduğunda tavrımız nihai hale gelecek ancak ortaya çıkan yönleriyle önümüze getirilirse referandumda oyumuz "hayır" olacaktır.

Diğerlerinden farkımız

Hayır oyu vermesi beklenen diğer siyasi akımlarla aramızda büyük fark var. Onlar kategorik olarak Ak Parti karşıtı, liderliğiyle tabanını bir görüp hespini toptan reddediyor. önemli kısmı 12 Eylül referandumunda darbecilerin yargılanmasına "hayır" oyu vermişti. Onların da esas dertleri anayasanın ilk dört maddesindeki kemalist cumhuriyetin temel niteliklerinin olduğu gibi korunması. Kemalist rejimin olduğu gibi sürmesini savundukları, laik-dindar suni saflaşmasını körükledikleri için de onlardan ayrıyız. Biz dört maddenin tarihe karışmasını savunuyoruz, özgürlük istiyoruz.

Oslo ve İmralı görüşmelerine "vatana ihanet" diyen bu cepheyle en önemli farkımız Kürt sorununun demokratik çözümü için müzakerelerden, Kürt halkının gasp edilen haklarının iadesinden ve kalıcı barıştan yana olmamız. Bugün Ak Parti de onların yanında, tam da buradan ayrışıyoruz.

Yeni referandumda ister "evet" ister "hayır" desin milliyetçilikte birleşenler, hakim sınfıların şu ya da bu kısmını temsil ediyor. Sosyalistler darbe, savaş, ırkçılık karşıtı tüm demokratik güçlerle birlikte davranarak, temsil edilmeyen işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin sesi ve taleplerini bu referandumda duyurmalıdır.

Volkan Akyıldırım

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol