Emperyalizm ve siyonizm yenilmeli

16.05.2018 - 20:17

Ozan Tekin, İsrail saldırganlığını ve emperyalizm ile olan ilişkisini Sosyalist İşçi'ye yazdı. 

14 Mayıs Pazartesi günü, İsrail’in kuruluşunun 70. yıl dönümüydü. 15 Mayıs Salı ise Filistinlilerin “Nakba” dedikleri felaketin başlangıcının 70. yıl dönümü. İsrail devletinin kurulmasının ardından Siyonistlerin Filistinlilere yönelik kitlesel katliam ve göç ettirme politikaları hız kazanmış, yüzlerce köy yerle bir edilmiş ve yüz binlerce kişi topraklarından koparılarak mülteci olarak başka ülkelere göç etmek zorunda bırakılmıştı.

İşte, Trump ve İsrail böyle bir güne, işgalin 70. yıl dönümüne denk getirdiler son yıllarda görülen en büyük provokasyon ve katliamı. ABD, büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdı. Bu karar ve Siyonist rejimin genel tutumu haftalardır protesto ediliyordu. İsrail daha önce de gösterilere katliamlarla yanıt vermişti. Bu seferki ise çok daha büyüktü. Topraklarına geri dönüş hakkı için ve işgale karşı gösteri yapan barışçıl Filistinliler, İsrail ordusu tarafından katledildi. Sosyalist İşçi yayına hazırlanırken ölü sayısı 58 idi, yaralı sayısı ise 2700’ü bulmuştu. Filistinli aktivistler bir kez daha dünyanın gözü önünde, dünyanın en barbar ikilisi ABD ile İsrail eliyle öldürüldüler. Bu, 2014 yazındaki saldırılardan beri, İsrail’in bir günde en çok insan öldürdüğü gün olarak tarihte geçti.

Hep aynı söylemler

Katliamın ardından klasik olarak Birleşmiş Milletler acil olarak toplanmaya çağırıldı, çeşitli ülkeler saldırıyı kınayan bazı açıklamalar yaptılar. ABD, Gazze için BM’de bağımsız bir soruşturma yapılması teklifini engelledi. Almanya, Fransa ve İngiltere gibi Avrupa’nın kapitalistleri ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına karşı çıktıklarını ifade ettiler. Asıl failler ise pişkinliklerini sürdürdüler. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, haydutluğa devam edeceklerini şöyle ilan etti: “Her ülkenin kendi sınırlarını koruma zorunluluğu vardır. Hamas terör örgütü İsrail'i yok etmek ve binlerce kişiyi bu hedefine ulaşmak için sınırdan yasa dışı göndermek istediğini ilan ediyor. Biz de egemenliğimizi ve vatandaşlarımızı korumaya kararlı olup, eylemlerimizi sürdüreceğiz.”

İsrail bunca pervasızlığı, dünyanın son iki yılda geldiği hâlden, her yerde otoriterleşmenin ve milliyetçiliğin tırmanışa geçmesinden; dünyanın her yerinde daha sağ seçeneklerin popülerleşmesinden alıyor. ABD’yi Trump’ın yönettiği ortam, Siyonistlere yeni katliamlar yapma konusunda cesaret veriyor. Nitekim dünyanın en büyük kapitalist gücü, bir kez daha sadık ortağı İsrail’in arkasında durdu. Beyaz Saray Sözcüsü Raj Shah günlük basın toplantısında Gazze'deki ölümlerden direnenleri sorumlu tuttu: “Gazze'de bugün yaşanan ve devam eden şiddet olaylarıyla ilgili haberlerin farkındayız. Buradaki trajik ölümlerin sorumlusu yine doğrudan Hamastır. Hamas kasten ve alaycı bir şekilde böyle bir yanıtı provoke ediyor.”

Filistinliler ne istiyor?

Netanyahu’nun “sınırlarını korumak” ile kastettiği, Filistinlilerin zorla koparıldıkları topraklara geri dönme istekleri için gösteriler yapmaları. 1948’de Nakba günüyle birlikte 850 bin Filistinli, zorla göç ettirildi. Milyonlarca Filistinli göçmen olarak başka ülkelerde yaşıyor. İsrail bunu kendisine bir tehdit, bir “beka sorunu” olarak gördüğü için bu insanların dönmelerine izin vermiyor. Haftalardır geri dönüş hakkı için kitlesel eylemler yapılıyordu. İsrail Nisan ayı boyunca bu gösterilere saldırdı ve onlarca kişiyi öldürdü.

Son yıllarda tüm dünya kamuoyunda, en büyük egemen sınıfların aksi yöndeki tüm çabalarına rağmen, meseleye bakışta Filistin lehine görüşlerin ağırlık kazandığı bir süreçten geçiyoruz. İsrail’in katliamlarına karşı dünyanın her yerinde daha kitlesel gösteriler oluyor.

Terör devleti İsrail’in yenilmesi için biz de Filistin halkına desteğimizi yükseltmeliyiz. Hepimiz Filistinliyiz!

İsrail nasıl kuruldu? 

Birleşmiş Milletler 1948’de Filistin için Filistinlilerin onay vermediği bir “paylaşım planı” hazırladı. O dönem toprakların yalnızca %6’sına sahip olan ve nüfusun üçte birini oluşturan yerleşimci sömürgecilere Filistin topraklarının %56’sı “verildi”. Ancak Siyonistler için bu yeterli değildi. İsrail’in ilk başbakanı Ben-Gurion, daha devlet ilan edilmeden önce sınırları genişletmekten bahsediyordu: “İsrail’in sınırları paylaşım planı tarafından değil güç yoluyla belirlenecek.”

Nakba ile Filistinliler vahşi bir askeri saldırıyla evlerinden kovuldu. 1949’a gelindiğinde Filistin topraklarının %80’i işgal edilmişti.

Siyonizm, 19. yüzyılda Avrupa’daki antisemitizme karşı gelişen bir tepki ideolojisiydi. Rusya ve diğer yerlerde antisemit saldırılara karşı içinde sosyalistlerin de olduğu pek çok Yahudi grubu kahramanca direndi. Ancak Siyonistler, antisemitizmin her zaman var olacağını iddia ettiler. Ve Filistin’de sömürgeci bir Yahudi devleti kurmak üzere harekete geçtiler.

Ben-Gurion devlet kurmak istedikleri topraklarda Yahudilerin oranının %40 olduğunu, bağımsız bir Yahudi devleti için bunun en az %80’e çıkarılması gerektiğini açıkça dile getiriyordu. “Dalet Planı” ile İsrail ordusu ve çeteler, Filistinlilerin köylerini yerle bir etti.

Bugün Filistin Yönetimi’nin kontrolü altında olan üç bölge var: Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze Şeridi. Ancak buraların da ithalat ve ihracatlarının kontrolü İsrail’de, vergilerini İsrail topluyor. Kalan bu az sayıdaki topraklar da Filistinlilere ait değil. Gazze yıllardır abluka altında ve büyük bir insani kriz var.

İsrail'in dostu AKP 

Türkiye hükümeti bir kez daha İsrail’i kınadı, yaptıklarını “soykırım” olarak tanımladı. Ancak AKP’nin söylemleriyle yaptıkları birbirinin zıttı.

Davos krizi ve Mavi Marmara katliamıyla kopan ilişkiler son üç yıldır tamir ediliyor, Siyonist rejim ile “normalleşme” yaşanıyordu. 2015 yılı sonunda Ömer Çelik “İsrail devleti dostumuzdur” dedi. 2016 yazında ise Mavi Marmara ile ilgili utanç verici anlaşma imzalandı.

Anlaşmaya göre Türkiye, Gazze ablukasını delmek için yola çıkan ve İsrail tarafından içindeki 10 aktivistin öldürüldüğü Mavi Marmara gemisi için tüm hukuki girişimlerden feragat ediyordu. İsrail buna karşılık 20 milyon dolar ödeyecekti. Anlaşmanın ardından Türkiye’de görülen Mavi Marmara davaları düşürülmüş, Erdoğan itiraz edenlere “Giderken bana mı sordunuz?” demişti.

Bunun yanı sıra, Türkiye ile İsrail arasındaki “ticaret” de devamlı olarak büyüyor.

İsrail’e “karşıtlık” kuru laflarla olmaz. Türkiye işgalci rejimle tüm ilişkisini kesmeli, Mavi Marmara anlaşması yırtılıp atılmalıdır.

Antisemitizme geçit yok

Filistin davasına en büyük zararı, sözde İsrail karşıtı görünen bazı siyasi güçlerin dilindeki antisemitizm veriyor. Siyonist rejimin yaptıklarından tüm Yahudileri sorumlu tutan görüşler açıkça ırkçıdır. Dünyanın her yerinde on binlerce Yahudi, İsrail her katliam yaptığında gerçekleştirilen gösterilere katılıyor. Tam aksine, İsrail saldırdıkça Yahudileri hedef hâline getirerek ırkçılık yapanlar bir ikiyüzlülük içinde. Benzer uygulamaları kendi devletleri yaptığında karşı çıkmıyorlar.

Filistin halkının özgürlüğüne katkıda bulunmanın yolu, olduğumuz her yerde, farklı etnik ve dini arkaplanlardan gelen işçilerin bir arada mücadele ettiği, savaşa ve ırkçılığa karşı sesimizi yükselten hareketleri inşa etmekten geçiyor.

Ozan Tekin

(Sosyalist İşçi)