Suudi Arabistan'daki gözaltılar ne anlama geliyor?

07.11.2017 - 18:46

Londra'da yaşayan Lübnanlı sosyalist aktivist Jad Bouharoun, Suudi Arabistan'da yaşanan krizi Marksist.org'a yazdı. Bouharoun'a göre, Prens Salman içeride iktidarı kendi elinde toplamak için bir hamle yaparken, ülke dışında ise daha etkin olacağı bir güç gösterisine hazırlanıyor.

Geçtiğimiz birkaç gün yaşanan hızlı gelişmeler, Suudi kraliyet ailesini sarstı. Kral Salman’ın sadece saatler içinde atadığı “yozlaşma karşıtı komisyon” tarafından onlarca kraliyet ailesi üyesi, üst düzey memur ve iş adamı gözaltına alındı.

Birkaç bin soylunun devletin bütün servetini kontrol ettiği bir devlette, yozlaşma karşıtlığı kelimesinin ağza alınması dahi komik. Gerçekte bu olaylar, bütün gücü elinde toplamayı amaçlayan Kral Muhammed bin Salman tarafından yönetilen bir iç tasfiye süreci. Bu gözaltılar, Suud Hanedanı'nın “yönetim hakkını” dini açıdan yasal hale getirmekte etkili üst düzey ulemalar konseyi tarafından da kamuoyu önünde onaylanmış durumda.

Tarihsel olarak, Suud hanedanlığının yönetimi, kraliyet ailesinin farklı kolları arasında göreceli olarak dağıtılmış bir iktidara dayanıyordu. Krallığın kurucusu Abdulaziz’in oğullarından olan her kral, tahtı kendinden sonra gelen kardeşine bırakıyordu. Ancak bu yılın başlarında Kral Salman, kardeşi Nayef yerine kendi oğlu Muhammed’i veliaht olarak tayin ederek bozdu.

Saldırgan bir perspektife sahip Prens Muhammed, 2015’te Yemen’de başlayan savaşın da sorumlusu.

Suudi Arabistan ve onun bölgedeki müttefiklerinin iki yıl süren acımasız bombalama süreci, Husi asilere karşı kayda değer askeri kazançlar elde edemedi, üstelik de büyük bir yıkıma neden oldu; binlerce Yemenliyi öldürdü, nüfusu kıtlığa, kolera salgınlarına maruz bıraktı. Şimdi ise Prens Muhammed zaten hırpalanmış olan ülkeye karşı tam bir ekonomik ambargo ilan etti.

Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü, zengin petrol kaynakları ve göçmen işçilerin acımasız sömürüsüne dayanıyor. Suudi sermayesi, diğer Körfez krallıklarıyla birlikte, son yıllarda diğer Arap ülkelerinin kaynaklarını silip süpüren özelleştirme dalgalarında çok büyük bir rol oynadı ve istemeden de olsa 2011’deki Arap devrimlerinin başlamasına sebep olacak dinamikleri yarattı.

Suudi Arabistan, yakın zamana kadar patronu olan ABD’nin yaltakçısı ve astıydı. Ancak ABD’nin Irak’taki yenilgisi, Çin ile arasında gittikçe büyüyen gerginlik ve Arap devrimlerinin ve karşı-devrimlerinin tetiklediği kaostan sonra Suudi Arabistan, Türkiye, İran ve İsrail gibi bölgesel kapitalist güçler, görece bağımsız bir hareket alanı ve güç kazandı. Suudi Arabistan ise İngiltere ve ABD’nin en güçlü müttefiklerinden biri ve bunlardan silah ithal eden büyük alıcılardan biri olarak kalsa da, özellikle söz konusu olan İran’la arasındaki rekabet olduğunda, bölgesel çıkarlarını kovalamaya başladı.

IŞİD’le yapılan savaş, Suriye ve Irak üzerinde oynanan devasa bir jeopolitik satranç oyunuydu ve şimdi İran’ın en büyük kazancı sağlayacağı bir sona yaklaşıyor gibi görünüyor. Tutuklamaların ekonomik sonuçları görülmeye devam etmekle birlikte, Muhammed bin Salman’ın elinde topladığı siyasi gücü yurtdışında Suudi emperyalizmini güçlendirmek için bir sıçrama tahtası olarak kullanacağına ilişkin net göstergeler mevcut. Suudi Arabistan’dan duyurulan ve tutuklamalarla neredeyse eş zamanlı olarak gerçekleşen Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin “ilginç” istifası, Lübnan’ın Suudi-İran emperyalist rekabetinin, İsrail’İn de küçük katkılarıyla, bir sonraki oyun alanı olabileceğinin ipucunu verdi.

Rekabetçi kapitalist sistem, yereldeki haydutları ve onların devletlerini büyük bir acıya sebep olacak olan yıkıcı çatışmalar başlatmaya zorlar. Bölgedeki sıradan insanlar için ise umut daha derinde yatıyor, onları bu sisteme mahkûm eden binlerce ekonomik ve politik zinciri kırabilecek sürekli bir devrimci hareket.

Jad Bouharoun

(İngilizceden çeviren: Rumeysa Özüyağlı)