Birleşik Krallık erken genel seçime giderken

08.05.2017 - 12:20

Muhafazakâr Parti genel başkanı ve başbakan Theresa May hiç beklenmedik bir anda erken genel seçim kararı aldı. 

23 Haziran 2016 referandumundan yenilgiyle çıkan David Cameron, genel başkanlık ve başbakanlıktan istifa etmişti. Theresa May de Muhafazakâr Parti lideri idi, dolayısıyla başbakan oldu. May, başbakan olduktan sonra ne zaman kendisine erken seçimin olup olmayacağıyla ilgili soru yöneltilse, ısrarla "hayır olmayacak" dedi. Ansızın erken genel seçim kararı alması beklenmiyordu, dolayısıyla şok etkisi yarattı.

May’in erken genel seçim kararı almasının sebepleri arasında Brexit (Avrupa’dan çıkış) görüşmelerin fiili olarak başlamış olması ve ayrılma prosedürünün uzun, çetrefilli, pahalı olması ve toplumun beklentilerine cevap vermenin zor olması sebebiyle sürecin sonunda 2020’de yapılacak seçimi kaybetme riski, İskoçya Ulusal Partisi’nin ise Birleşik Krallık’tan ayrılmak için ikinci defa referandumu dayatmış olması sayılabilir. Muhafazakâr Parti’nin karşı karşıya olduğu sorunlara rağmen kamuoyu yoklamalarında İşçi Partisi ile arasındaki farkın yüzde 20 gibi küçümsenmeyecek bir oran olduğu göz önüne alınırsa, Theresa May’in neden ansızın seçim kararı almış olduğunu anlamak hiç de zor değil. 

İşçi Partisi’nin kronik bölünmüşlüğü

Jeremy Corbyn, 12 Eylül 2015 tarihinde %59.5 oyla yarışı büyük bir farkla tamamlayarak İşçi Partisi lideri olmuştu. Liderlik yarışına aday olması için yeterli sayıda milletvekilini son anda sağlamiş birinin seçimin galibi olması, toplumda büyük bir deprem etkisi yarattı. Corbyn genel başkan olduğu günden itibaren ırkçılığa, kesintilere ve savaşa karşı sağlam duruşuyla hem ana akım medyanın hem de egemen sınıfın hedefi oldu. Jeremy Corbyn’e saldırmaya başlayanların sayısı bunlarla da sınırlı kalmadı. Partisinin parlamento ve Lordlar Kamarası’ndaki ezici çoğunluğu bile onu bağrına basamadı. Jeremy, iktidar partisiyle uğraşmaktan çok partisinin sağ kanadıyla uğraşmak zorunda kaldı. Partinin sağ kanadı birçok önemli konuda (savaş, göçmenlik, nükleer silahlar ve kesintiler) Muhafazakâr Parti’ye daha yakın tutum sergilediler. İşçi Partisi içindeki sağın iktidar partisiyle benzerliği, ancak neoliberal ekonomik-siyasetin ön kabulüyle anlaşılabilir. Henüz seçilmesinin üzerinden yedi-sekiz ay geçmeden parti içi muhalefet, bir dilekçe yazdı ve yeni lidere karşı güvenlerinin kalmadığını belirterek kendisini istifa etmeye çağırdılar. Buna imza atan milletvekillerinin sayısı 172 idi. İşçi Partisi’nin parlamentodaki toplam milletvekili sayısının 230 olduğu göz önüne alındığında, bunun ne kadar önemli bir sayı olduğu anlaşılacaktır. Bu baskıya karşın kendisine oy vermek için partiye katılan yüz binlerce gencin sayesinde Jeremy dayanma gücü buldu. Nihayet bir yılın içinde yapılan ikinci parti kongresinde, 24 Eylül 2016’da Jeremy Corbyn oyların %62’sini alarak sağ muhalefeti ezdi geçti.

Her ne kadar Jeremy tekrar seçimi kazanmış olsa da, parti içinde tek sesliliği bir türlü sağlayamadı. Bölünmüş bir parti görünümü devam edegeldi. Parti üyelerinin kayda değer bir çoğunluğunun desteğini almış olması ya da bir başka ifadeyle partiye Jeremy için katılmış olan bu yüz binlerce genç, parti içindeki muhalefetin tekrar kongre talebi ile ortaya çıkmasını zorlaştırdı. İşçi Partisi’nin sağ kanadı için Jeremy Corbyn’den ancak yapılacak bir erken genel seçimle kurtulma olasılığı kalmıştı, hatta değişik platformlarda bunu dillendirenler de oldu.

İktidar partisinin erken genel seçim çağrısı, her şeyden önce bu kesimi sevindirmiş görünüyor. İşçi Partisi’nin yenilgisi, işçilerin, dar gelirlilerin, engellilerin hayal kırıklığı yaşamaları bu kesimin umurlarında değil, onlar sol değerlerden nefret ettikleri kadar başka hiçbir şeyden nefret etmezler. Çünkü onlar 1990’larda, 2000’lerde Blair’in neoliberal tedrisatından geçmiş ve DNA’larıyla oynanmış iflah olmaz neoliberal sağcılardır. Kamuoyu yoklamalarında her ne kadar Muhafazakâr Parti ile İşçi Partisi arasındaki fark kapanmaya başlamış olsa da, ortak kanı Jeremy’nin bir önceki genel seçimden daha büyük bir farkla yenileceği ve parti liderliğinden tıpış tıpış istifa edeceği yönündedir. Buna referans olarak da Birleşik Krallık’ta 4 Mayıs 2017 tarihinde yapılan yerel seçimlerde, iktidar partisinin aldığı belediye meclis üye sayılarını göstermekteler. Muhafazakâr Parti ülke genelinde meclis üyesi sayısını 600 arttırarak seçimden galip çıktı.

Jeremy’nin avantaj ve dezavantajları

İşçi Partisi’nin dezavantajlarının yanı sıra avantajları da yok değil. Jeremy liderliğindeki İşçi Partisi’nin ırkçılığa, kesintilere ve savaşa karşı net duruşu, öğrenci harçlarını kaldırılacağı, sağlık hizmetlerinde yapılan kısmi özelleştirmeleri durduracağı, sözleşmeleri biten özel firmaların sözleşmelerini uzatmayacağı, demiryolları ve postaneleri tekrardan kamulaştıracağı, asgari ücretin saatlik 10 sterlin olacağı gibi seçim taleplerinin birçok genci heyecanlandırıp seçim kampanyasına dâhil etmeyi başardığını ve onların da kapı kapı dolaşıp insanları ikna etmeye başladıklarını görüyoruz. Ancak zamanın kısalığı, partinin bölünmüş görüntüsü, medyanın bu seçimi toplumun çoğunluğunun gerçek sorunlarıyla ilgili tartışmalar yerine (mesela evsizlik, yoksulluk, düşük ücret, Ulusal Sağlık Sistemi’nin özelleştirilme tehlikesi ya da ihtiyaç duyulan kaynakların hastanelere aktarılmaması) “Kim daha güçlü bir lider özeliklerini taşıyor ve kimi başbakanınız olarak görmek istiyorsunuz? Jeremy Corbyn’i mi ya da Theresa May’i mi?” gibi suya sabuna dokunmayan suni gündemler yaratma peşinde koşmaktalar. İşçi sınıfı başta olmak üzere, topluma göçmenler meselesini tartıştırarak toplumu bölmeye çalışıyorlar. Egemen sınıfın ekonomi politikalarını sorgulamak yerine, bütün sorunların sebeplerini göçmenlerin ya da yoksulların tembelliği üzerinden açıklayarak seçim sonucunu belirlemeye çalışmaktadırlar. Peki, Jeremy bu kadar kısa sürede kazanmayı başaracak mı? Yukarda izah etmeye çalıştığım faktörlerden dolayı, özellikle ve en önemlisi de parti içi çekişmelerden kaynaklı olarak işi pek kolay değil. Kolay olmayanın imkânsız olmadığını da söyleyebiliriz. Her şeyden önce bunun Jeremy’nin tek başına yapacağı bir iş olmadığı, hepimize düşen görev ve sorumlulukların olduğu aşikâr. Kazanmanın yolu Muhafazakâr Parti’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde egemen sınıfın olası saldırılarını, niyetlerini ve yapmak istediklerini işyerlerinde, sokakta ve okullarda ısrarla anlatmaktan geçiyor. Irkçılığa karşı mücadele ile kesintilere karşı mücadeleyi birleştirmenin seçim sonuçlarını olumlu yönde etkileyeceği açıktır.

Bizim tutumumuza gelince

Bu seçimde Sosyalist İşçi Partisi (SWP) olarak Jeremy Corbyn’in liderliğindeki İşçi Partisi’ni destekliyoruz. Irkçılığa, özelleştirmelere ve emperyalist savaşa karşı kampanyalar örgütleyen devrimci bir örgüt olarak, egemen sınıf ve temsilcilerinin Jeremy’ye neden saldırdığını iyi biliyoruz. Bize düşen 8 Haziran’da Jeremy liderliğindeki İşçi Partisi’ne oy vermenin önemli olduğunu düşünmekle birlikte, ikilem yaşamadan aynı zamanda grevlerin sayısını artırmak, süren kampanyaları güçlendirmek ve mücadeleyi büyüterek devam etmek.

Fero Fırat

(Londra)