Hollanda seçimleri: Merkezin çöküşü ve sağa kayış

16.03.2017 - 12:10

Hollanda'nın seçiminde sona gelindi. Başbakan Mark Rutte'nin lideri olduğu Halkların Özgürlük ve Demokrasi Partisi (VVD) ilk sonuçlara göre seçimi kazandı. Rutte'nin partisi VVD, 150 vekilin yer alacağı parlamentoda henüz kesin olmayan sonuçlara göre 33 sandalye kazanırken Irkçı Wilders'ın partisi Özgürlük Partisi (PVV), Hıristiyan Demokratlar ve Liberaller ile beraber eşit sayıda 20 koltuk kazandı.

31 partinin katıldığı seçimin ardından merak ve gerilim, iktidarın nasıl kurulacağı üzerine yoğunlaşacak. Kamuoyu yoklamalarında uzun süre ırkçı lider Wilders'in partisi PVV birinci sırada yer alıyordu. Bu da Wilders'ın sürekli gündeme getirdiği göç meselesinin seçimlerin odağında yer almasına yol açmıştı.

Özellikle ABD'de göçmen karşıtı popülist söylemlerle Donald Trump'ın başkan olmasının ardından Batı dünyasında aşırı sağın ipleri ele alacağı tedirginliği bütün dünyayı sarmıştı. Hollanda'nın ardından seçim sırası, göçmen sorunun ciddi bir şekilde tartışıldığı diğer iki ülke olan Fransa ve Belçika'da.

Ne anlama geliyor? 

Almanya'da yaşayan Hollandalı sosyalist Frederik Blauwhof, seçim sonuçlarını şöyle yorumladı:

Aslında Hollanda'daki seçim sonuçları, geleneksel merkez partilerin tamamiyle parçalanmışlığının bir panaroması. Ayrıca Wilders ve Baudet gibi aşırı sağcı ırkçı liderlerin toplamda altı sandalye daha kazanmış olması "sağa" kaymanın devam ettiğinin bir göstergesi. Türkiye ve Hollanda arasındaki siyasi krizde VVD aşırı sağcı ve ırkçı bir kampanya yürütmüş olmasına rağmen beklenenden çok daha az oy kaybetti. Sosyal demokrasi ise parçalandı ve var olan sandalyelerinin %75'ini kaybetti. Hollanda'daki ırkçılığa karşı hareketi desteklemeyi reddetmeleri ve liderlikte bulunanların milliyetçi şovenistlikleri, SP (Sosyalist Parti)'nin PvdA (işçi Partisi)'nın kaybettiği 29 sanadalyeden hiç birini alamamış olmasıya sonuçlandı. Hümanist duygularla anti-Wilders hattında bulunanların hareketi, malesef, Yeşillere ve D66 hareketinin liberallerine yaradı. Buradan Avrupa solunun çıkarmsı gereken ders şudur: seçimlerde ırkçılar karşısında geri adım atıp, ırkçılığa karşı harekete geçen kitlelere liderlik etmeyi reddetmek; fırsatçılık yapmaktır ve hiç bir işe yaramaz.