Ege'nin iki yakasındaki sosyalistlerden kardeşlik ve dayanışma çağrısı

14.03.2017 - 13:39

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye ile Yunanistan arasında Kardak kayalıkları üzerinden gelişen gerginliği, iki ülkenin sosyalistlerine sorduk.

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi'nden (DSİP) Meltem Oral ve Yunanistan'da mücadele eden Sosyalist İşçi Partisi'nden (SEK) Panos Garganas, gelişmeleri Marksist.org için şöyle yorumladılar:

Meltem Oral: "Milliyetçi söyleme karşı barış ve halkların kardeşliği"

"Yunanistan’a dönük düşmanlaştırıcı dil, Türk milliyetçiliğinin retoriğinde her zaman kendisine yer bulan bir şey. Son dönemde AK Parti ve MHP ittifakının kurulduğu, her şeyin ‘yerli ve millî’sinin makbul olduğu, savaş politikalarını gerekçelendirmek için milliyetçi söylemin yükseltildiği bir siyasi iklimde sıranın Yunanistan’a gelmiş olması şaşırtıcı değil. Bir yıldan fazladır askeri operasyonlar sürdüren, Suriye’de şimdi Menbiç’e, Rakka’ya girmekten bahseden hükümetin ‘her taraf düşman doluyken, devletin bekasını koruyan, yerli-milli iktidar’ söylemine ihtiyacı var. 

Ancak ‘Yunanistan-Türkiye gerilimi’ meselesi, sadece iki ülkenin sağ siyasetinin tabanlarını konsolide etmek için ortaya attıkları bahaneden ibaret değil. Darbecilerin iadesi veya Kardak üzerinden karşılıklı polemikler ve tehditler, bir yandan Ege ve Doğu Akdeniz’deki denetim ve güç mücadelesinin bir yansıması. Her iki devletin de bu bölgede önemsediği farklı çıkarları var. Kıbrıs’ta çözüm tartışmalarının olduğu bir dönemde, iki devlet de kendisini dayatıyor.

Kıbrıs sadece ‘tarihi’ bir sorun olarak değil, bugün Ortadoğu’daki hegemonya mücadelesi açısından jeostratejik olarak da önemli görülüyor. Hükümet temsilcilerinden, MHP lideri Bahçeli’den ve çeşitli köşe yazarlarından gelen bu düşmanlık politikasına karşı uyanık olmak lazım. Bu çekişmenin halklara vaat ettiği savaş, kan ve ölüm. Suriye’ye, Yunanistan’a, Kürtlere yönelik her türlü milliyetçi söyleme karşı barışı ve halkların kardeşliğini savunmak zorundayız."

Panos Garganas: "Yaşasın enternasyonal işçi dayanışması!"

"Yunanistan'da siyaset gündemi, uzun zamandır süren kemer sıkma politikalarını daha da uzatacak olan dördüncü bir "Memorandum" -Avrupa Birliği, IMF ve Yunan hükümeti arasında yapılmış olan kurtarma anlaşması- ihtimali tarafından ele geçririlmiş durumda. Bir tarafta durum böyle iken diğer tarafta Yunanistan basını, Yunanistan ve Türkiye arasındaki tansiyonun önümüzdeki aylarda askeri bir çatışmaya sebep olabileceğini tekrarlayıp duruyor. 
Yapılan bu propagandalar, bütün suçu Türkiye hükümetine atıyor. Bu durum da Türkiye'de milliyetçi bir siyaset izleyen Erdoğan'ın işine yarıyor. Böylece tartışma bir türlü sonlanmıyor. Tarafların izlediği bu riskli siyaset, Ege Denizi'nde veya Kıbrıs'ta bir çatışma başlatabilir. Bu tek taraflı analizde Yunanistan basınının gözden kaçırdığı şey ise tansiyonun yükselmesinde Yunanistan hükümetinin rolü. 

Daha önce de böyleydi ancak özellikle 1974'ten beri Yunanistan'daki milliyetçiler, Ege Denizi'nin bir "Yunan Gölü" olduğunu ve Kıbrıs sorununun yabancı bir istilanın ürünü olduğunu söylüyorlar. Anlaşılan Kıbrıs'taki Yunan askeri darbesini "barışçıl" buluyorlar. 

Yunan dış politikası, Ege Denizi'nde kara sularını 12 mile çıkartmak konusundaki ısrarını sürdürüyordu. Eğer bu olursa Ege'deki uluslararası kara sularının yüzey alanı oransal olarak %49'dan %19'a düşecekti. Bugünlerde ise Yunan yönetici sınıfı bundan daha büyük hayaller peşinde: Yunanistan'ın Doğu Akdeniz'deki ekonomik etki alanını Girit'ten Kıbrıs'a kadar genişletmek, İsrail ve Mısır kara sularıyla sınır komşusu olmak. Bu devasa alanda değerli doğalgaz kaynakları var. Bu kaynakların kullanımı Kıbrıs'ı kimin kontrol ettiğine, İsrail'de siyonist devletle ve Mısır'da Sisi diktatörlüğüyle ne kadar müttefik olabildiğinize göre değişiyor. Bu durum da Yunanistan ve Türkiye arasında daha fazla tartışmaya sebebiyet veriyor. 

Malesef SYRIZA hükümeti radikal sol bir hükümet olduğunu iddia etmesine rağmen, savunma bakanı Panos Kammenos'un dış politikadaki milliyetçi görüşlerine teslim olmuş durumda. Panos Kammenos daha önce liderliğini yaptığı Bağımsız Yunanlar Partisi'nden muhafazakâr Yeni Demokrasi Partisi'ne geçmişti ve Neonazi oluşum Altın Şafak'ın vekillerinin de aralarında bulunduğu parlamenterler delegasyonuna Ege Denizi'nde bulunan kayalık adalara gidip şovenistlik yaparken liderlik etti. Yunanistan Dış İşleri Bakanı Nikos Kotzias "Türkiye'deki hükümet Lozan Anlaşmasını beğenmiyorsa, Sevr'i verelim" demişti.

Çipras'ın kendisi ise Tel Aviv'e ve Kahire'ye Netanyahu ve Sisi ile el sıkışmak ve ekonomik bölgelerin paylaşımını tartışmak için resmi birer ziyarette bulundu. Bu kirli politikalardan Yunanistan ve Türkiye işçilerinin ise hiçbir kazancı olmayacak. Tam tersine hem ekonomik hem de siyasi olarak kaybedeceğimiz çok şey var. Doğu Akdeniz ve Ege'deki doğalgaz çokuluslu şirketler tarafından sömürülecek ve işçiler de hükümetlerin askeri harcamalarının yükünü çekmek zorunda kalacak. Bu tarz ırkçı söylemlerin yaptığı tek şey, ortak sınıf çıkarlarımızı görmemizi engellemek ve yoksulluk içinde yaşayan milyonların öfkesinin yönünü şaşırtmaktır.

Türkiye ve Yunanistan'daki hükümetlerin, Kıbrıs'ta yaşayan Türklerin ve Yunanların kaderleri için endişe ettikleri söylemleri tamamen iki yüzlülüktür: bu sözde anavatanların ada halklarına şiddet ve savaştan başka önerdikleri hiçbir şey yok. Solcular bu savaş çığırtkanlığının karşısında durmalı. Üzerinde keçilerin yaşadığı üç beş tane kayalık ada için kan dökmeyi reddediyoruz. Yaşasın enternasyonel işçi dayanışması!