Hollandalı sosyalist: “Milliyetçiliğin körüklenmesi Wilders ve Erdoğan'ın işine yarıyor”

14.03.2017 - 10:33

Hollanda'daki Internationale Socialisten (Enternasyonal Sosyalistler) örgütünden Angela Ettema, Hollanda-Türkiye arasındaki krizi Marksist.org için değerlendirdi:

Türkiye ile çeşitli Avrupa ülkeleri arasında artan gerginlik, Hollanda’da görülmemiş boyutlara ulaştı. Her iki ülkede politikacıların oy kaygılarıyla milliyetçiliği körüklediği bir dönem büyük rezalete yol açtı.

Sabahleyin Hollanda’nın, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun uçağının iniş iznini iptal ettiği haberi geldi. Sonra arabayla Rotterdam’a gelen Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, Türkiye konsolosluğuna sokulmadı ve istenmeyen kişi olarak sınır dışı edildi.

Uluslararası hukuk uzmanları ile diplomatlar hangi tarafın daha haksız olduğu konusunda farklı görüşler öne sürüyor. Fakat en büyük skandalın başka bir Avrupa ülkesinde değil de Hollanda’da kopması tedadüf olmasa gerek. Hollanda, siyasi ortamın 15 yıldır islamofobi ve ırkçılıkla zehirlendiği bir ülke. Hollandalı politikacılar, bugün esen şiddetli fırtınanın rüzgarını kendileri ekti. Çavuşoğlu’nun yapacağı salon toplantısı, hiç gereği yokken ‘kamu düzeninin bozulması’ gerekçesiyle yasaklandı. Bu da seçimlerde milliyetçilikte Wilders’le yarışmaya giren VVD’nin siyasi bir kararıydı.

15 Mart genel seçimleri için Hollanda’ya gelen onlarca yabancı gazetecinin gözünde, Hollanda daha çok Wilders’ın ülkesidir. Radikalize olmuş bir neoliberal politikacı olan Wilders, yıllardan beri Türkiye ve Fas asıllı vatandaşlara karşı ırkçı propaganda yapıyor. Hollanda kadar zengin bir ülkede 400 bin çocuk yoksulluk içerisinde büyürken, çok sayıda insan sağlık sigortası ve kira ödemekte zorlanırken, medyadaki tartışma programlarının başlıca konusu ‘Hollanda kimliği’ olabiliyor. Irkçıların uydurduğu ‘islamlaşma’ lafı neredeyse bütün siyasi partiler tarafından benimsendi.

Başbakan Rutte, Hollanda doğumlu gençlerin iş piyasasında uğradığı ayrımcılık hakkında ‘Muhammed’in topluma girmek için mücadele etmesi gerektiğini söyledi. Camilere ve başörtülü kadınlara karşı artan saldırılara, siyasi tartışmalarda hiç ilgi gösterilmiyor. Kampanya sırasında sadece sol liberal Yeşil Sol Partisi'nin lideri Jesse Klaver Müslüman gençlerin uğradığı ayrımcılığı gündeme getirdi. Siyasi yelpazenin en solunda yer alan ve neoliberalizme karşı çıkan tek parti olan Sosyalist Parti ise 80’li yıllarda göçmen işçilerin gelişine karşı çıkmış olmakla övünüyor.

Başbakan Rutte, kampanya boyunca göçmenlere ve mültecilere karşı ‘normal davran ya da defol’ sloganını kullandı. Türk asıllı gençler 15 Temmuz darbe girişimine karşı Türk bayraklarıyla sokağa çıktıklarında, Rutte onlara ‘defolun’ dedi. Wilders ve islamofobik köşe yazarı Ebru Umar açıkça darbeye alkış tutarken, ülkenin başbakanı askeri darbeyi protesto edenleri eleştirdi. Bu durumda birçok Türk asıllı gencin, onları asimile olmaya zorlayan ve eşit haklar tanımayan Hollanda’dan ziyade Türkiye’yi kendine yakın görmesi şaşırtıcı değil.

Referandum   

Hollandalı politikacılar, yıllarca Wilders’in islamofobik söylemine taviz vererek, Türkiye ile meydana gelen krizin tırmandırılması için mükemmel bir ortam yarattılar. AKP Türkiye’de "hayır" kampanyasını yapanları terorist ilan ediyor ve faşist MHP ile işbirliği yaparak milliyetçiliği körüklüyor. Buna rağmen kamuoyu araştırmalarına göre "evet" çıkmayabilir. Birçok AKP seçmeni de tek adam rejimi istemiyor. Avrupa ülkeleri ile krizi tırmandırarak, AKP hem Türkiye’de hem de Avrupa’daki seçmenlerin desteğini almaya çalışıyor.

Diğer Avrupa ülkelerinde de benzer gerginlikler oldu, ama Hollanda’da politikacılar ‘Hollanda başka ülkelerin kampanyalarının yeri değildir’ gibi kaba ifadelerle gerginliği artırdılar.

AKP’liler bu fırsatı kullanarak Hollanda’yı yaptırımla tehdit ettiler ve ‘nazi artığı’ diye hakaret ettiler. Hollanda hükümeti provokasyona geldi. Skandal, bir bakanın sınır dışı edimesine ve Rotterdam’ın merkezinde polisle göstericiler arasında çatışmalara yol açtı.

Milliyetçi duyguların körüklenmesi özellikle Wilders ile Erdoğan’ın işine yarayacak gibi görünüyor. Sağcı De Telegraaf gazetesi pazartesi günü ‘Burada bizim sözümüz geçer’ (ya da ‘buranın patronu biziz’) diye başlık atarak milliyetçi zehrin dozunu iyice artırdı.

Türkiye’de ve Hollanda’daki sıradan insanların bundan kazanacağı bir şey yok. Hollanda’daki 400 bin Türk asıllı vatandaştan sadece birkaç yüz kişi sokağa çıktı. Aynı gün Amsterdam’da her kesimden gelen 20 bin kişi cinsiyetçiliğe, homofobiye ve ırkçılığa karşı yürüdü. ‘This is what the Netherlands looks like’ ('Hollanda böyle görünüyor') gibi sloganlar atarak insanları ötekileştiren tekçi anlayışı protesto ettiler. 18 Mart'ta Amsterdam’da tekrar ırkçılığa karşı sokakta olacağız. Sağcı ve ırkçı politikacıların böl ve yönet politikasına karşı farklı kökenlerden insanlar arasında dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz.