2016: İstikrarsızlık ve krize karşı direniş

31.12.2016 - 11:48

2016 dünyada istikrarsızlığın arttığı, kapitalizmin krizinin sürdüğü, savaşların ve ölümlerin tırmandığı, egemen sınıflar açısından bir dizi büyük sarsıntının yaşandığı bir yıl oldu.

Brüksel’den İstanbul’a dünyanın birçok yerinde patlayan bombalar, Nice’te ve Berlin’de kalabalıkların içine dalan kamyonlar, Orlando’daki bir eşcinsel barında gerçekleştirilen nefret katliamı, Ortadoğu’da Yemen, Irak, Libya ve Suriye’de hız kesmeyen savaş ortamı, tüm sıradan insanlar için dünyanın artık daha güvensiz bir yer olduğunu ortaya koyuyor.

Sistemin krizi, İngiltere’nin referandumla Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alması, İtalya’da benzer bir referandumun benzer sonuçlanmasıyla başbakanın istifası, ABD’de ise Donald Trump’ın başkan seçilmesi gibi gelişmelerle derinleşerek devam ediyor.

Bazı yerlerde kitlesel mücadeleler ve işçi direnişleri, bu krize soldan yanıtların doğma ihtimalini beraberinde getiriyor. Bunların olmadığı yerlerde ise merkez sağın daha sağındaki radikal alternatifler, ırkçı popülistler veya doğrudan faşistler güçleniyor. Türkiye de tüm dünyadaki bu kriz ve istikrarsızlık ortamının bir parçası. 2015’te ilk adımlarını atan yerli-milli koalisyonu, 2016’da da milliyetçi bir dalgayı yükselterek yoluna devam etti. Barış için akademisyenlerin kovuşturulmasıyla başlayan yılda, Türkiye’de de birçok yerde bombalar patladı. Kürt sorununda derinleşen savaş binlerce kişinin canına mal oldu. Ahmet Davutoğlu’nun Tayyip Erdoğan tarafından başbakanlık görevinden alındığı ve yerine Binali Yıldırım’ın atandığı günlerin sonunda, 15 Temmuz’da yaşanan korkunç darbe girişimine şahitlik ettik.

Darbe girişiminden barış, özgürlük ve demokrasi yönünde atılacak adımlarla çıkmak mümkündü. Hükümet ise OHAL ilan ederek, KHK’ler yoluyla istikrarsızlık ve kaos ortamını kalıcı hâle getiren “güvenlik” adımları attı. On binlerce kişi hapse atıldı, yüz binler işinden oldu. Bu süreci HDP eş başkanlarının ve milletvekillerinin tutuklanması izledi.

2016’nın son günlerinde, Beşiktaş ve Kayseri’de patlayan bombalar, Rus büyükelçisinin öldürülmesi, Türkiye’nin dış politikada İsrail ve Rusya ile işbirliğine giderken ABD’de Trump’tan medet umuşu, 2017’de beklenen ekonomik krizle birleşince otoriter-sağcı politikaların daha da kuvvetlenme eğilimini ortaya koyuyor. Hem dünyada hem de Türkiye’de ise bu eğilime karşı kitlesel mücadeleler gerçekleşti.


Irkçılığa karşı mücadele

Otoriter içe kapanma politikaları, her yerde milliyetçiliğin ve ırkçılığın yükselişine yol açıyor. Buna karşı dünyanın her yerinde çok önemli mücadeleler yaşandı. ABD’de “Siyahların Hayatı Önemlidir” (Black Lives Matter) hareketi, her ırkçı polis cinayetinin ardından sokaklara çıkarak kitlesel gösterilere öncülük etti. Avrupa’da 2015 yılından itibaren inşa edilen mültecilerle dayanışma hareketleri, 18 Mart 2016’da kıtanın birçok yerinde eşzamanlı gösterilerle ırkçılığa darbe vurdu. Bunun sonucunda birçok ülkede kamuoyu görüşü mültecilerle dayanışma lehine değişti. Türkiye’de ise Hrant Dink’in öldürüldüğü gün olan 19 Ocak anması, 24 Nisan’da Ermeni Soykırımı’yla ilgili yapılan anma, Suriyeli sığınmacılarla dayanışma ve barış için inşa edilen sayısız irili ufaklı gösteriyle yükselen milliyetçiliğe karşı direniş sürdü.

Kadınlar sokakta!

2016 yılında kadınlar dünyanın pek çok yerinde sokaktaydı. İzlanda’da ekim ayında kadın işçiler, erkeklerle eşit ücret talebiyle iş bıraktılar. Yine aynı ayda Polonya’da kürtaj hakkı için grev yapan 6 milyondan fazla kadın taleplerini kazandı. Arjantin’de aynı dönemde kadın cinayetlerine karşı kitlesel bir grev gerçekleştirildi. Kadın mücadelesi Türkiye’de de parıltılı bir yıl geçirdi. Bombaların patladığı, savaşın ve umutsuzluğun tırmandığı günlerde, İstanbul’da yapılan 8 Mart eylemine binlerce kişi katıldı. Bu, o karanlık günlerde mücadele etmek isteyen herkes için umut olmuştu. Benzer bir durum geçtiğimiz haftalarda da yaşandı. Önce AKP’nin çocuk istismarı yasasına karşı, sonra da 25 Kasım vesilesiyle yapılan kitlesel eylemler, özgürlük ve demokrasi umudunu OHAL koşullarında canlı tuttu. Hükümetin istismar yasasından vazgeçmek zorunda kalması yılın en önemli kazanımlarından biri oldu.

İşçilerin mücadelesi

Avrupa, 2016 yılının ortasında kitlesel grevlere tanıklık etti. Fransa’da Euro 2016 yaklaşırken hükümetin egemen sınıf yanlısı çalışma yasasına karşı haftalarca süren gösteriler ve genel grevler yaşandı. Öyle ki, bir dönem kupanın yapılıp yapılamayacağı dahi tartışıldı. İşçilerin mücadelesi toplumun çoğunluğunun desteğini görürken, Hollande’ı kendi hükümeti içinde dahi azınlıkta bıraktı. Dolayısıyla yasa meclis oyuna sunulmadan geçirilmek zorunda kalındı. Aynı dönemde Belçika’da işçiler “tasarruf” tedbirlerine karşı genel greve gitti. Yunanistan’da Syriza’nın AB ile işbirliği hâlinde uyguladığı yıkım politikalarına karşı yıl boyunca direniş ve grevler vardı. Hindistan’da 150 milyon kişinin katılımıyla dünyanın en büyük grevi yaşandı. 

Darbelere karşı direniş

2016’ya damga vuran olaylardan biri de Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Ordunun yönetime el koyma çabasına karşı milyonlarca insan sokaklarda demokrasiyi savundu ve darbeyi püskürttü. Bu direniş bütün dünyada büyük yankı buldu. Benzer şekilde Brezilya’da ise seçilmiş başkan Dilma Rousseff görevinden azledildi. Buna karşı milyonlarca kişi sokağa çıkarak onun yerine getirilen Temer’e “defol” dedi. Venezuela’da da solcu hükümete karşı burjuvazinin ve sağın demokrasi dışı girişimleri direnişle karşılaştı.

İklim ve adalet için

Eylül ayının sonunda, atmosferdeki karbondioksit miktarının 400 ppm’i geçtiği açıklandı. Kapitalizmin kâr hırsı, gezegeni adım adım yok ediyor. İklim aktivistleri, Fas’ta gerçekleştirilen COP22 zirvesinde bu duruma itiraz etmek için buluştu. Dünyanın birçok yerinde ise ekoloji mücadeleleri sürdü. Son aylarda ABD’de yaşanan Kuzey Dakota yerli halklarının petrol boru hattına karşı direnişi, tüm dünyada mücadele edenler açısından dikkat çekiciydi. İrlanda’da su hakkı mücadelesi bu yıl da güçlü bir şekilde sürdürüldü. Zimbabwe’de ekonomik krize kuraklığın da eklenmesi sonucu başlayan gösteri ve grevler neredeyse rejimi deviriyordu. Türkiye’de ise Cerattepe’de Cengiz Holding’in yapmak istediği madene karşı tüm halk ortak direnişe geçti. Direniş inşaatı püskürttü, ancak mahkeme ve hükümet şirketten yana kararlar almaya devam ediyor.

Seçimlerde sol alternatifler

Kitlesel mücadeleler, birçok yerde seçim süreçlerinde de sol alternatifleri yarattı. 2015 yılında İngiltere’deki İşçi Partisi’nin başına, aşağıdan yükselen bir hareketin sonucunda gelen Jeremy Corbyn, Brexit şokunun ardından tüm sağcı güçlerin saldırısına rağmen bir kez daha liderlik yarışını kazandı. ABD’de demokratik sosyalist Bernie Sanders, neredeyse Hillary Clinton’ı geride bırakarak Demokrat Parti’nin başkan adayı oluyordu. Bugün birçok yorumcu, Sanders aday olsaydı Trump’ın yenilebileceğini söylüyor. Almanya’da Berlin seçimlerinde Die Linke’nin yükselişi, İspanya ve Portekiz’de merkez solun daha solundaki siyasi odakların güç kazanması, 2016’da egemenlerin krizini derinleştiren diğer etkenler olarak kayda geçti.

(Sosyalist İşçi)