Hükümet ekolojik yıkımdan sorumlu

06.11.2017 - 07:22

Sosyalist İşçi gazetesinin son sayısında, Tayyip Erdoğan'ın "İstanbul'a ihanet" açıklamasıyla başlayan tartışmalar ışığında, AKP'nin kent ve doğa politikaları ele alındı:

Geçtiğimiz hafta önce cumhurbaşkanından ‘İstanbul’a ihanet ettik, bunda bizim de sorumluluğumuz var’ açıklaması geldi. Ardından İçişleri Bakanı Soylu Trabzon için ‘Şehrimizin doğası bir cennettir. Şehrimizin doğasına zarar verdik mi? Evet, verdik. Bize bırakılan yaylalarımızı maalesef gelecek nesillere bırakamamanın hüznü ve ıstırabı içindeyiz. Çok net söylüyorum, bu bizim sorumluluğumuzdur’ dedi. Bu açıklamalarla çok ileri gidildiğini düşündüğünden olsa gerek ilk Çevre ve Şehircilik Bakanı "İstanbul’a en büyük ihaneti CHP yaptı" dedi, hemen ertesi gün ise belediye başkanlarına ‘Şehirlerin canına okumuşuz, kimliksiz şehirlere sahip olduk. Çiçekle böcekle uğraşmayın, ilk işiniz kentsel dönüşüm’ dedi. Aynı konuda son açıklamayı ise Orman ve Su İşleri Bakanı yaptı. "En çevreci hükümet biziz, en çok ağaçlandırma yapan hükümet biziz" dedi. Bu gelgitli açıklamaların değiştirmediği tek bir gerçek var ki; AKP hükümetleri dönemi içinde bu yıkımlar bilerek gerçekleştirildi, ister kentsel dönüşüm adı altında olsun ister irili ufaklı ulaşım, enerji projeleri ile olsun hem kentlerde hem de doğal varlıkların her alanında büyük bir yıkım yaşandı. Bu yıkımlardan 15 yıldır iktidar olan AKP sorumludur.

Madenden enerjiye, enerjiden inşaata

AKP’nin ekonomik büyüme politikasının temelini maden, enerji ve inşaat sektörü oluşturuyor. AKP iktidara geldiği 2002’den beri bu üç alanda birden faaliyet gösteren şirketler muazzam bir biçimde büyüdü. Bu üç alanın büyümesi için koruma statülerinin kaldırılması, teşvik sistemlerinin oluşturulması gibi şirketlerin önünü açan Berat Albayrak’ın ifadesi ile “kılçıksız yatırım” imkanları sunmak için AKP hükümetleri elinden geleni yaptı. 2004’te Maden Kanununda yapılan değişiklikle (rödovans sistemiyle) madenler için işletme ruhsatı almak kolaylaştırıldı. Yine aynı yıl yürürlüğe giren 5162 sayılı kanunla Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) özel yetkilerle donatıldı. “Dönüşüm uygulamalarında kamulaştırma ve imar planı yapma yetkisi” ile Hazine arazilerini Başbakanlık onayıyla bedelsiz devralma yetkisi TOKİ’ye verildi. Bu sayede TOKİ AKP’ye yakın inşaat şirketlerine kamu kaynaklarının aktarımında kilit noktalarından biri haline geldi. Madde 80 gibi düzenlemeler ile Hükümetin stratejik yatırım kabul ettiği projeler için; tabiat varlıkları ve SİT alanları kullanıma açıldı. Bu projeleri denetim mekanizmalarının dışında tutan, şirketlere Kurumlar Vergisi ve Gümrük Vergisi muafiyeti, gelir vergisi stopajı teşviki tanıyan, hazine arazilerini 49 yıllığına bedelsiz tahsis eden, yatırım finansmanlarında kullanılan krediler için 10 yıla kadar faiz ve kâr payı desteği sağlayan bu düzenleme OHAL kapsamında KHK ile hayata geçirildi. Ayrıca bu madde ile dava konusu edilmiş projeler davalarının bile düşürülmesi sağlandı.

Şirketler zenginleşti

İşçi cinayetlerinin rekor kırdığı, doğal varlıkların yıkıma uğradığı dönem içinde madenlerden çıkarılan ucuz kömür miktarında, birbiri ardına açılan kömürlü termik santrallerde artış oldu. Elektrik alım garantisi ile şirketlere sağlanan finansman ile Hidro Elektrik Santraller (HES)  büyük baraj projelerinde patlama yaşandı. İşçi ve çevresel maliyetleri hükümet sayesinde minimuma indirilen ve bu sayede kârları artan maden ve enerji sektöründeki şirketler, TOKİ eliyle kamulaştırılıp, imara açılan hazine arazileri üzerinde dev projelerle daha da büyüdüler. Bu üç alanda AKP hükümetinin yarattığı avantajlı durumları değerlendiren AKP’ye yakın şirketlerin örneğin Cengiz Holding’in tarihi bu süreci oldukça net gösteriyor. 1987’de kurulan Cengiz İnşaat ilk gündeme gelişi (2000’lerin ortasında) 4,2 milyar dolar maliyetli Karadeniz Sahil Yolu projesiydi. Limak, Makyol, Nurol, MNG, Tekfen ve Kolin şirketleriyle birlikte yolun bir kısmının inşaatını üstlenen Cengiz İnşaatın aldığı kamu ihalelilerinin hem sayısı hem de işlerin büyüklükleri AKP iktidarı boyunca arttı.  2005-2009 yıllarına 422 milyon TL tutarındaki vergi cezasının tamamı silinen Cengiz Holding’in sahibi Mehmet Cengiz’in 17-25 Aralık ses kayıtlarında hükümetten aldığı destekle millete nasıl küfür ettiği de açığa çıkmıştı. Cengiz Holding’in yol, altyapı, liman, kamu binaları inşaatları, enerji projeleri ve madenciliğe kadar çok geniş alanda, çok sayıda projesi var. Hükümetin ölümüne ardında durduğu, ne pahasına olursa olsun yapımına devam edeceğini açıkladığı ve en fazla ekolojik, tarihi kültürel mirasta yıkıma yol açan, bu nedenle de sadece yerellerde değil tüm Türkiye genelinde direniş gösterilen örneğin Üçüncü Havalimanı, Ilısu Barajı ve HES, Yusufeli Barajı ve HES, Akkuyu Nükleer Güç Santralı, Artvin-Cerattepe maden arama projelerinde de Cengiz Holding ve AKP’ye yakın diğer şirketler var.  Artvin Cerattepe’de maden karşıtı mücadele 1990’lı yıllarda başladı ama Cengiz Holding’in projeye girmesi ile farklı bir süreç cereyan etmeye başladı. Hukuk tanımazlık, mahkeme kararlarına rağmen Bakanlık onayı ile projenin devamı karşısında Cerattepe’de günlerce sürecek nöbetle birlikte ÇED olumlu kararının iptali için Türkiye tarihinin en geniş katılımlı çevre davası açıldı. Hükümet ne mücadeledeki insanlara ya sizin derdiniz ne karda kışta niye bu ağaçların başında nöbet tutuyorsunuz diye sordu, ne de şirkete mahkeme kararını bekle dedi. Özaltın İnşaatın alt yüklenicisi Cengiz Holding 15 Şubat 2016 tarihinde, devletin kolluk güçleri jandarma ve polisler eşliğinde, Cerrattepe’ye ekipman götürmeye kalktığında,  Artvinlilerin tamamı, yediden yetmişe herkese sokaklara döküldü. Günlerce üzerlerine biber gazı, plastik mermi atıldı. Artvinlilerle dayanışmaya gidenlerin yolları kesildi, şehre girişleri yasaklandı. Tıpkı Yırca’daki gibi.  Mahkemenin 6.000 zeytin ağacını kesemezsiniz kararından bir gün öncesinde, köylülerin itirazlarına, direnmesine rağmen yine devlet güçleri desteği ile şiddetle, zorla Kolin şirketi ağaçları katletti. AKP hükümeti ne Yırca, ne Artvin, ne Hasankeyf, ne Alakır ne de Türkiye’nin dört bir yanında suya, toprağa, ormana sahip çıkanların yanında oldu. Bizzat Cengiz, Kolin gibi şirketler vasıtasıyla ekolojik yıkımın mimarı oldu.

Her yerde dereler HES'lere bölündü

2003-2007 yılları arasında 59. hükümet döneminde 259, 60. Hükümetin görev süresince 445 HES ve (2011-2014) 61. Hükümetin iktidarda kaldığı süre boyunca 187 HES için lisans verildi. Dereler birleştirilip, borulara hapsedildi, suların toprakla teması kesildi. İnsanlar hayvanlarına, tarlalarına verecek su bulamaz oldu. Acele kamulaştırma karaları ile toprakları gasp edildi, büyük şehirlere göç etmekten başka seçenek bırakılmadı. Daha fazla yoksullaştılar. Bu süreç Karadeniz’den Akdeniz’e Türkiye’nin her yanında yaşanırken AKP’nin karşılaştığı en yaygın ve dirençli mücadeleleri de doğurdu.  2013’ün sonunda bir itiraf da Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’dan HES’ler için gelmişti. Bayraktar “HES’lerle bu iş olmaz. Haklısınız, ufak dereleri mahvediyoruz, ben de sizinle aynı fikirdeyim. Artık 10 megavattan daha aşağı enerji üretecek HES’lere izin vermeyeceğiz, kesinlikle vermeyeceğiz. Bu tarihten sonra bunun hesabını sorarsınız” demişti. Ama ekonominin büyümenin temeli tüm doğal varlıkları talan olduğu için mikro HES olmazsa, daha dev baraj ve HES projeleri, madenler ve kömürlü termik santral gibi alanlar vardı.

İstanbul betona boğuldu

AKP döneminde İstanbul’a 18 milyon fidan dikildiği söyleniyor ve bununla övünülüyor.

Oysa dünyada 200 ekolojik bölgeden, Avrupa’da acil korunması gereken 100 ormandan biri olan Kuzey Ormanları üçüncü havalimanı, üçüncü köprü ve Kanal İstanbul ile yok ediliyor. 6173 hektar üzerine kurulu üçüncü havalimanı alanındaki tüm ormanlık alan yok edildi.

Madrid'in yüzde 35'i, Roma'nın yüzde 34,8'i, Londra'nın yüzde 33'ü, Berlin'in yüzde 14,4'ü, Paris'in yüzde 9,5'i halka açık yeşil alanlar, parklar ve bahçelerden oluşurken, bu oran İstanbul'da sadece yüzde 2,2.

Meralar yok edildi

Son 60 yılda mera ve çayırların üçte ikisi plansız arazi kullanımı sonucu yok edildi. 44 milyon hektarla ülke yüz ölçümünün yüzde 56’sını oluşturan mera ve çayır alanları, 2014 yılı verilerine göre 14,6 milyon hektara inerek yüzde 19’a geriledi.

Sulak alanlar fonksiyonlarını yitirdi

Son 40 yılda 1.3 milyon hektar kadar sulak alan geri dönülemez şekilde ekonomik ve ekolojik fonksiyonlarını kaybetti. Ekolojik denge ve biyolojik çeşitliliğin korunması için hayati öneme sahip olan sulak alanlar inşaat, maden, enerji gibi çeşitli sektör ve projenin tehdidi altında.