İklim krizinin sorumlusu belli

23.10.2017 - 21:57

Kafanıza bir poşet geçirdiğinizi düşünün. İçeriye oksijen girmedikçe zamanla hava kirlenecek ve bu kirli havayı solumak zorunda kalacaksınız. Artan sıcaklıkla birlikte nefes alışverişiniz yavaşlayacak ve kendinizi yaşamakta zorlandığınız bir ortamda bulacaksınız. Dünyanın etrafına da bir poşet geçirilmiş durumda. 

Yıllardır meydanlarda haykırdığımız bir slogan var:

“Milyonlar aç, milyonlar işsiz. Yaşasın küresel direnişimiz!”

Günümüzde bizzat yaşadığımız küresel iklim krizinin çözümü sosyal adaletsizliği ve sınıfsal mücadeleyi anlatan bu sözlerde saklı.

Nasıl mı?

BM’ye bağlı Gıda ve Tarım Örgütü, Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu, Çocuklara Yardım Fonu ve Dünya Sağlık Örgütü’nün ortak çalışmaları sonrası yayımlanan Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu 2017 Raporu, 155 milyon çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle gelişemediğini, dünya genelinde 800 milyon insanın yetersiz beslendiğini söylüyor.

Dünya üzerinde bunca insan açlıkla boğuşurken dünyayı yöneten ekonomilerin, G20 olarak bildiğimiz dev ekonomilerin bir yılda fosil yakıt teşvikleri için gözden çıkardıkları bütçe ise 400 milyar dolar.

Kapitalist sistemin bu denkleminde bir sakatlık olduğu ayan beyan ortada. Bu sistemin iklim krizi karşısında hiçbir çözüm getiremeyeceği tartışmasız bir gerçek. Bir tarafta en temel ihtiyaçların karşılanması için verilen yaşam mücadelesi, diğer tarafta gezegeni yok eden enerji üretim faaliyetleri için harcanan paralar…

Her geçen gün etkisini artıran iklim krizinin faturasını ise doğrudan bizler ödüyoruz. Artık daha sık karşılaştığımız kuraklıklar önce su krizini, ardından da gıda krizini beraberinde getiriyor. Tarımsal üretim zayıflıyor ve giderek daha maliyetli bir hâle geliyor.

Bir törende onlarca HES açılışı yapan “yeşil dostu” Türkiye hükümeti kuraklık karşısında boşalan barajlardan yeteri kadar enerji üretemiyor ve bu açığı fazladan doğalgaz satın alımı yaparak kapatıyor. Tabii bizler de zamlı faturaları ödemeye devam ediyoruz.

Çok açık ki, iklim krizi tüm toplumların meselesi ve bu krizi ortadan kaldırabilecek tek güç yine kitlelerin ısrarlı mücadelesi. Ne ‘iklim değişikliği koca bir yalan’ diyen multi-milyarder ırkçı Trump’tan, ne fosil yakıt tabanlı enerji patronu Enerji Bakanı Berat Albayrak önderliğindeki politikalardan, ne de bu insanların bir araya geldiği iklim zirvelerinden bir beklentimiz olabilir.

Bir örnek düşünelim.

Kafanıza bir poşet geçirdiğinizi düşünün. İçeriye oksijen girmedikçe zamanla hava kirlenecek ve bu kirli havayı solumak zorunda kalacaksınız. Artan sıcaklıkla birlikte nefes alışverişiniz yavaşlayacak ve kendinizi yaşamakta zorlandığınız bir ortamda bulacaksınız. Dünyanın etrafına da bir poşet geçirilmiş durumda. Buna sera etkisi de diyebiliriz. İklim krizinin sorumlusu olarak çokuluslu şirketleri ve onları destekleyen hükümetleri işaret ettiğimizde bugünün karar alıcıları bizlere daha az ve daha yavaş nefes alıp vermemiz gerektiğini öneriyorlar. Bunu reddederek kafamıza geçirilen bu poşetten kurtulmak ve asıl sorumlulara karşı, dünyanın etrafına poşet geçirmekte bir sorun görmeyen bu sisteme karşı mücadele etmek iklim krizinin gerçek bir çözümü için yapmamız gereken tek şey.

Anıl Yüksel