Şirketler gezegeni yok ediyor: Kapitalizmi yok edelim!

04.08.2017 - 11:42
Haberi paylaş

Sosyalist İşçi gazetesinin son sayısında, İstanbul'da meydana gelen şiddetli dolu yağışı ve fırtına ele alındı.

İstanbullular, Temmuz ayında 9 gün arayla ikinci kez çok şiddetli bir yağmurla karşı karşıya kaldı. İş çıkışı saatlerinde farklı yerlerde farklı saatlerde, kısa süreli olarak şiddetli bir şekilde dolu yağdı ve fırtınalar görüldü. 20 dakikada metrekareye 40 kg yağmur düştü. Dakikada ortalama 25, toplamda 372 şimşek ve yıldırım yaşandı. Kadıköy’de bir vincin devrilmesiyle, Kağıthane’de bir lastik deposuna yıldırım düşmesiyle iki ayrı yerde yangın çıktı. Haydarpaşa Camii’nin minaresi yıkıldı. Birçok yerde evlerin camları kırıldı, bazı yerlerde binaların dış cephesi dahi hasar gördü. Toplamda 228 ağaç devrildi, 88 çatı uçtu. Pangaltı’nda bir mezarlığın duvarı çöktü. İlk beş dakikasında devlet kurumlarına 250 su baskını ihbarının geldiği yağmurun yarattığı etkiler sonucunda yaralananlar oldu. Dolu ve fırtına nedeniyle İstanbul’da deniz, hava ve raylı sistemle ulaşım büyük ölçüde durdu. Bir gemi boğazda kayalıklara çarptı. 18 Temmuz’daki yağmurun ekonomik bedeli 350 milyon TL hesaplanırken, 27 Mayıs’taki kabusun mali bilançosu 1.2 milyar TL olarak tahmin ediliyor. 15 bin aracın hasar gördüğü rapor edildi.

Acayip havalar

İstanbul’da yaz aylarında böyle acayip durumların oluşması ilk değil. 2014 yılında Haziran ayında sel yaşandığında, boğazın kenarındaki bazı bölgelerde deniz ile karanın ayırt edilemediği görüntüler ortaya çıkmıştı. Dört yıldır her yıl Haziran ayında şiddetli yağmur görülüyordu. Bu yıl, bu manzara Temmuz ortasına ve sonuna kadar taşındı. Bu durumun sebebi, adı üstünde, iklimin değişiyor olması.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da yaptığı analizde, küresel ısınma sebebiyle bu tarz hava olaylarının meydana gelmeye devam edeceği saptamasında bulunmuş. Ancak bununla ilgili çıkardığı sonuç, şehirlerin “fazla ısınıyor” olması, bunun için yerel yönetimlere “gölet yapmak” gibi “serinletme” yöntemleri önerilmiş.

Tıpkı bireysel tüketim alışkanlıklarını değiştirme önerileri gibi, bakanlığın bakış açısı da iklim değişikliğini yaratan şirketlerin ve devletlerin sorumluluğunu görünmez kılarak, hiçbir şeye çözüm olmayacak “öneriler” getiriyor.

Kirli enerji politikaları

İklim değişikliği, egemen sınıfların kâr hırsının, bu nedenle hayata geçirilen kirli enerji politikalarının sonucu. 1990-2007 yılları arasında atmosfere karbon salınımı oranını en çok artıran ülke olan Türkiye de bu manzarada önemli bir yer tutuyor. AKP hükümeti, Kyoto protokolünü ABD ile birlikte imzalamayan iki ülke olmakta uzun süre ısrar etmiş, anlaşmayı yürürlükten kalkmasına kısa bir süre kala imzalamıştı. Şimdi doğanın ve iklimin düşmanı Donald Trump, BM öncülüğünde her yıl toplanan zirvelerden çıkan, oldukça eksik olan Paris Anlaşması’ndan ABD’yi çekti. Erdoğan hemen Türkiye’nin de bu hâliyle anlaşmayı onaylayamayacağını söyledi.

Türkiye geçtiğimiz ay İstanbul’da petrol zirvesi topladı. Buraya katılanlar iklim değişikliğinin ve gezegenin yıkımının başlıca sorumlularıdır. Bu zirvede iklim değişikliği değil, doğayı tahrip etmeye devam edecek politikalar tartışıldı.

Dolayısıyla mesele kentlere onları “soğutacak” şeyler yapmak değil. Aşırı hava olaylarının önüne geçmek için doğaya verilen kalıcı zararların önüne geçmek.

Betonlaşma ve rant

İklim değişikliği sonucu oluşan hava olaylarının vereceği zararları da engelleyecek kent politikaları izlemek mümkün. İstanbul’un uydudan çekilen görüntülerinde, on yıllar içinde şehirdeki yeşil alanın ne denli çarpıcı ölçüde azaltıldığı netçe görülüyor. Hükümet son olarak üçüncü köprüyle kuzey ormanlarını da kesmeye başladı.

Gezi Parkı direnişinin karşısına dikildiği çarpık ve aşırı kentleşme, hayatımızı ve gezegenimizi tehdit ediyor. Seller, yağmurun toprağa değmeden beton üzerinden akması sonucu oluşuyor. Kentsel dönüşüm adı altında yürütülen projelerin sonucunda ormanlık ve sulak alanlar yok edildikçe, böyle manzaralarla daha çok karşılaşacağız gibi duruyor.

İklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini daha az hissedebilmemiz için, sermaye dostu kent politikalarının İstanbul gibi bir yeri altyapısı olmayan dev bir şantiyeye dönüştürmesine, ranta ve betonlaşmaya karşı çıkmamız gerekiyor.

Küresel saldırıya karşı küresel direniş

İklim değişikliği, İstanbul’un 20 dakika boyunca yaşadığı kabusu hayatımızın kendisi hâline getirecek. Harekete geçilmezse bu yüzyılın sonunda dünyanın belli bölümleri yaşanamayacak hâle gelecek ve yüz milyonlarca insan mülteci olacak. Birçok yer aşırı sıcak olacak, bu gıda sorununa yol açacak. Su seviyeleri yükselecek, deniz ve nehir kıyısındaki şehirlerde yaşam zorlaşacak.

Bunun sebebi ise “tüm insanlık” değil, içinde yaşadığımız toplumda üretimin örgütlenme biçimi, yani kapitalizm. Toplumun ihtiyaçları için değil kâr için üretim yapıldığından fosil yakıtlar kullanılıyor, madenciliğin doğaya en zarar veren yöntemleri uygulanıyor, tarımdaki yöntemler kârı maksimize etmek için kurgulanıyor, toprağın verimliliği yok ediliyor.

Ve her yıl BM’de bir araya gelen, doğayı ve gezegeni yok eden şirketleri temsil eden devletler, bilim insanlarının hazırladıkları raporlardaki verilere ve uyarılara rağmen, bu gidişatı durduracak bir şey yapmıyorlar.

Dolayısıyla, sorunun çözümü sıradan insanlara bisiklet kullanmalarını tavsiye etmekten değil, bu şirketleri ve devletleri durduracak kitlesel mücadeleler inşa etmekten geçiyor. ABD’de 2014 yılında 500 bine yakın iklim aktivisti devasa bir gösteri düzenlemişti. Trump’a karşı iklim eylemleri, yerel direnişler sürüyor. Türkiye’de ise Küresel Eylem Grubu’nun başını çektiği iklim mücadelesi, farklı eylemlerde on binlerce çevre ve iklim aktivistini bir araya getirmişti.

Milyonlarca insan dolu yağışı ve fırtınayla mağdur olup korku dolu anlar yaşarken, “uzmanlar” camlarımıza yaklaşmamamızı öneriyor. Pencerelerimizden özgürce bakmanın yolu kitlesel antikapitalist bir mücadeleyi inşa etmekten geçiyor.


İşte sorumlular

Dünya nüfusunun 3 milyarının ürettiği sera gazı emisyonu sıfır. Geri kalanın 2.5 milyarınınki de çok çok az. ABD veya İngiliz ordularının iklime etkisi, dünya üzerinde seçeceğiniz herhangi bir milyon kişilik bir topluluğun etkisinden daha fazla.

Öte yandan, Karbon İfşa projesinin raporuna göre, 1988’den beri atmosfere yollanan sera gazlarının yüzde 71'ini, başını kömür ve petrol devlerinin çektiği 100 şirket üretti. Bu miktarın beşte birinden fazlasını, Çin’in kömür, Suudi Arabistan’ın petrol ve Rusya’nın doğalgaz şirketleri yarattı.

Bu şirketleri temsil eden devletler ise 1990’lardan beri ikiyüzlü bir şekilde her yıl toplanıyor. 2015 yılında kararlaştırılan Paris Anlaşması ise imzalayan ülkelerin herhangi bir tedbiri almasını zorunlu kılmıyor. İklim değişikliğinin bir “yalan” olduğunu düşünen Donald Trump’ın ise buna dahi tahammülü yok. Irkçı, cinsiyetçi, iklim düşmanı trilyonler kapitalist, ABD’yi anlaşmadan çekti.


Ne istiyoruz?

- Fosil yakıtlar toprakta kalsın, enerji politikaları iklime ve doğaya uyumlu hâle getirilecek şekilde değiştirilmeli

- Ormanların ve yeşil alanların yok edilmesine son verilmeli

- Suyu, havayı ve denizi kirleten şirketlerle ilgili daha sıkı tedbirler alınmalı ve uygulanmalı

- Ulaşım politikaları doğaya uyumlu hâle getirilmeli ve toplu taşıma ücretsiz olmalı

- Bilimsel verileri ele alarak hazırlanmış tedbirleri zorunlu kılan ve bağlayıcı yaptırımları olan uluslararası bir anlaşma imzalanmalı

- “İklimi değil sistemi değiştir” diyenler gezegeni ve canlı yaşamını korumak için Antikapitalistler kampanyasında birleşiyor. Sen de katıl: [email protected]

Bültene kayıt ol