Çevre değil sistem sorunu

28.11.2015 - 08:32
Haberi paylaş

Küresel iklim değişikliğine yol açan başlıca etkenin havadaki karbon miktarı olduğunu, atmosferde tutunan karbon miktarı arttıkça, gezegenden yansıyamayan güneş ışınlarının yarattığı sera etkisiyle ısınan yer kürenin küresel ısınma yaşadığını biliyoruz.

Yıllardır havadaki karbon miktarının 350 ppm üzerine çıkmaması gerektiğini, bunun önemli bir eşik olduğunu vurguladık ve hükümetleri fosil yakıta dayalı enerji politikalarından vazgeçmeye çağırdık. Bugün geldiğimiz noktada, havadaki karbon miktarı 400 ppm’i aştı.

Coşku içinde karbon salımı

Bunun etkileri ve önümüzdeki yıllarda yaşanacakların tahmini hiç güzel bir tablo çizmiyor bizlere: 2030 yılına kadar deniz seviyesinin 3 metre yükseleceği, kuraklık, gıda krizi ve göçler sebebiyle 100 milyon kişinin fakirleşeceği ve bir o kadarının sıtmaya yakalanacağı, 2050’li yıllarda yaşanabilir alanların %70’inin sular altında kalacağı, 200 milyon insanın iklim değişikliği sebebiyle göç  edeceği, yüz yılın sonunda 4 derece sıcaklık artışının olacağı uyarıları bugünlerde gündemde yer bulabiliyor.

Geçtiğimiz hafta içinde Dünya Meteoroloji Örgütü ve NASA, havadaki karbon miktarının 400 ppm’i aştığını bir kez daha dile getirdi. Bu konuyu gündemde daha fazla görür olsak da, iklim değişikliğine dair hala somut bir adım yok. Bütün gözler Aralık ayının başında, -hedefi küresel büyümenin %2 oranında artırılması olan G20 zirvesinden yalnızca 2 hafta sonra- Paris’te düzenlenecek olan BM İklim Değişikliği Paneli’nde. Bu panelden bir çerçeve sözleşme çıkması öngörülüyor. Fakat şunu unutmayalım ki, olası bir sözleşme, 2020 yılından itibaren yürürlüğe girecek. Küresel büyüme hedefindeki lider ekonomiler, en azından 2020 yılına kadar coşku içinde havaya karbon salmaya devam edecekler.

Karboncu G20

Ne ilginçtir ki, iklim değişikliğinden en az endişe duyanlar, iklim değişikliğine en fazla katkısı olanlar. Havaya salınan karbon miktarında Çin, 10 milyar ton karbonla tüm dünyada zirvede bulunuyor. Çin’i, 5,5 milyar tonla ABD izliyor. AB’de bu sayı 3,8 milyar ton. Türkiye ise, havaya bıraktığı 300 milyon ton karbonla basamakları hızla çıkıyor ve bu da onu ilk 20 ülke arasına sokmayı başarıyor.

Rekabete dayalı kapitalist sistem içerisinde birbirleriyle yarışan ülkeler ekonomik kalkınmadan başka bir şey düşünmüyor. Bu kalkınmayı da fosil yakıta dayalı enerji politikalarıyla gerçekleştiriyorlar. G20’yi oluşturan ülkelerin hemen hepsinin havaya en fazla karbon bırakan ülkeler olması bu ekonomilerin nasıl bir politika üzerine kurulduklarını gösteriyor.

Hesabı kapitalistlerden sormalıyız

Aslında denklem çok basit; küresel iklim değişikliğini tetikleyen şey, havadaki karbon miktarı. Havaya bu denli karbon bırakan ülkeler ise, G20 ülkeleri. Buradan gayet iyi anlıyoruz ki, iklim değişikliği konusunda ilk hesap sormamız gerekenler dünyayı yönetenler, dünyanın en büyük ekonomileri, kapitalistler.

İklim değişikliği sıradan bir “çevre” meselesi değil.

İklim değişikliği kapitalizmden bağımsız bir olgu hiç değil.

İklim değişikliğine karşı mücadelenin yolu tam da kapitalistlere karşı verilecek mücadeleden geçiyor.

İklim değişikliği bizim için bir sorunsa, ona sebep olan kapitalizmi yıkmak birincil hedefimiz olmalı.

Anıl Yüksel

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol