Cumartesi Anneleri'nde 680. hafta: “Failler yargılanana kadar mücadele edeceğiz”

07.04.2018 - 18:03

Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Cumartesi Anneleri, Galatasaray Lisesi önüne bir araya geldi.

Cumartesi Anneleri, 19 Mart 1996 yılında ailesini ziyaret etmek için Edirne’ye giden, 1 Nisan 1996’da İstanbul’a dönmek için Edirne’den ayrıldığı gün gözaltına alınarak kaybedilen Talat Türkoğlu’nun akıbetini sordu, faillerin yargılanmasını istedi.

Eylemde ilk olarak HDP Iğdır Milletvekili Emin Adıyaman söz aldı. 680 haftadır aslında faili belli kaybetmelerin karşısında annelerin mücadelesini selamlayarak sözlerine başlayan Adıyaman, "Ailelerinin seslerini hem Türkiye hem de dünya kamuoyuna duyurmaya çalışıyor. Ancak bu ülkede iktidarın gözü kör kulağı sağır” dedi. 

Adıyaman, 1923 yılında Mustafa Suphilerin, Şeyh Saidlerin katliamlarından bugünün kayıplarına kadar Türkiye'de hep karanlık güçlerin var olduğunu söyledi.

Türkiye'de hiçbir zaman hukukun gerçekleşmediğini vurgulayan Adıyaman, iktidara ailelerin sesini duyması, gerekli ve etkin hukukun sağlanması için çağrı yaparak, "Failler bulunana kadar mücadele edeceğiz.Tarafımızdan bilinen faillerin yargı önünde hesap vermesi boynumuzun borcudur" dedi. 

Talat Türkoğlu'nun avukatı Gülizar Tuncer ise şunları söyledi:

"Talat devrimciydi ve bu ülkede yaşayan devrimcilerin görebileceği tüm Zulümleri yaşadı. Defalarca gözaltına alındı tutuklandı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Edirne'ye ailesinin yaşadığı doğduğu topraklara gitti ve bir daha geri dönmedi, orada kaybedildi. Akıbetini öğrenmek için bütün mercilere başvuru yapıldı. Ancak diğer kaybedilen dosyalarda olduğu gibi sonuç elde edilmedi.  Failleri ortaya çıkması demek devletin suçlarının ortaya çıkması demek."

Hukuk işlemiyor, derin devlet gittikçe derinleşiyor

Daha sonra gözaltında kaybedilen Talat Türkoğlu'nun kız kardeşi Münübe Türkoğlu ise şunları söyledi:

"Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki edepsiz edepliyi bastırır, haksız haklıyı astırır oldu. Devlet yakınlarımızı kaybedenleri en üst makamlara destek yapıyor. Hukuk işlemiyor ve derin devlet gittikçe derinleşiyor. Dilimize ve yüreğimize zımpara çekmeyelim adalet ve hak arayışlarımızı daha gür sesle dillendirelim. Kimsenin önünde asla eğilmediler ama zalimler Talat Türkoğlu'nu ve diğer tüm kayıpları yok ettiler. Yaratılan şiddet ortamı ve tüm baskılara rağmen çocukların büyütülebildiği güzel günler görmeyi umut ediyorum. Siyasi erk çözüm için isteksiz, oyalayıcı, hukuki değil adaletsiz, zalim ve aklayıcı olabiliyor. Kayıpların akıbeti açıklayıncaya kadar hesap sormaya tüm kararlığımızla inancımızla buradayız."

Devlet adil bir devlet değil

Gözaltın kaybedilen Cemil Kırbayır'ın ağabayi Mikail Kırbayır,  Edirne'deki Türkoğlu ile Ardahan'daki Cemil Kırbayır'ın hikayesinin aynı olduğunu, aslında bütün kayıplarının hikayesinin aynı olduğunu ifade ederek, "Devlet adil bir devlet değildir. Biz bu işin peşindeyiz. Mezarlarımızı bulacağız ve kayıplar abidesinin sütununu dikeceğiz" ifadelerini kullandı.

Basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Maside Ocak okudu.

"Tüm başvurularımıza rağmen Devletin yetkili makamları gözaltına alındıkları halde varlığı inkâr edilen insanlarımızın can güvenliklerini sağlama görevini yerine getirmediler" diyen Ocak, "Yargı makamları, zorla kaybedilme başvurularımızda etkin soruşturma yapmadılar; görevsizlik, yetkisizlik, takipsizlik ve zamanaşımı yönünde kararlar vererek dosyaları kapatma yoluna gittiler" dedi.

Bu hafta oğlunun akıbetini öğrenemeden hayatını kaybeden Ziyneti Türkoğlu’nun Galatasaray’daki sesi olduklarını söyleyen Ocak şunları aktardı:

"45 yaşındaki Talat Türkoğlu İstanbul'da yaşıyordu. Sosyalist kimliği nedeniyle 4 kez gözaltına alındı; yoğun işkence gördü ve yıllarca cezaevinde kaldı. Polis takibinde olan Talat Türkoğlu, 29 Mart 1996 tarihinde annesini ziyaret etmek için otobüsle İstanbul'dan Edirne’ye gitti. Ailesine İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini söyledi. Annesi ile birkaç gün geçirdikten sonra, 1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıktı ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Ailesi, İnsan Hakları Derneği ve Af Örgütü, ilgili kurumlar nezdinde girişimlerde bulundu. Soru önergeleriyle konu Meclis'e taşındı. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Resmi makamlar Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınmadığını ve nerede olduğunun bilinmediğini söyledi. 1997 yılında, Kasım Açık isimli şahsın itirafları kamuoyuna yansıdı. Ordu tarafından eğitildiğini ve kontrgerilla eylemlerine katılarak birçok kişinin ölümüne karıştığını iddia eden Kasım Açık imzalı beyanında; Talat Türkoğlu’nun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’e götürüldüğünü, orada Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın başında bulunduğu polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından işkence ile sorgulandıktan sonra öldürülerek, cesedinin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Olay yerinin detaylı bir krokisini çizdi. Kendisi ile birlikte olaya katılanların isimlerini verdi. Talat Türkoğlu’nun eşkâl bilgilerini, yüzündeki yara izini, giysilerini, ayakkabısını, cüzdanını ve saatini detaylarıyla tarif etti. Ailesi bu detayların doğru olduğunu onayladı.

Buna rağmen iç hukuktan sonuç alınamadı. 1 Kasım 1998 tarihinde dava AİHM’e taşındı. AİHM, 17 Mart 2005 tarihli kararı ile Talat Türkoğlu’nun kaybolmasına ilişkin şartlara yönelik yeterli ve etkili bir soruşturma yapmadığından ötürü Türkiye’yi mahkûm etti."

Ocak, "Talat Türkoğlu dosyasındaki cezasızlığı sonlandırmak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal görevidir ve imzalamış bulunduğu uluslararası sözleşmelere göre yasal zorunluluğudur. Devlet bu görevini yerine getirsin. Talat Türkoğlu’nun akıbeti açıklansın, onu kaybedenler her türlü baskıdan uzak, bağımsız ve tarafsız yargılama faaliyeti sonucunda hakkaniyete uygun olarak cezalandırılsın" dedi.

(Evrensel)


SEÇTİKLERİMİZ

Bülent Somay
Gemi yok!

Bültene kayıt ol