Marksist.org

18 Mayıs, Cuma

Son güncelleme:09:07:10 PM GMT

BURADASINIZ: DOSYALAR MISIRLI YAZAR AHDAF SOUEİF İLE RÖPORTAJ: “EKMEK, ÖZGÜRLÜK, İNSANLIK ONURU”

Mısırlı yazar Ahdaf Soueif ile röportaj: “ekmek, özgürlük, insanlık onuru”

e-Posta Yazdır PDF
Yazar ve aktivist Ahdaf Soueif, 18 gün süren ve diktatör Hüsnü Mübarek'i deviren Mısır Devrimi'nin en ön cephesinden bildiriyor. Socialist Worker gazetesi editörü Judith Orr, Mısır'daki mücadele ve yazarın yeni kitabı "Kahire: Benim Şehrim, Bizim Devrimimiz" üzerine Ahdaf Soueif'le bir röportaj yaptı. Soueif, kitabında Kahire'de geçen çocukluğuna dair anılarla, geçen yıl meydana gelen olağanüstü olayları harmanlıyor.

Mısır Devrimi üzerine yazdıklarınız sıradan insanların cesaretini, hayallerini ve direncini övüyor. Bunlar niçin sizin odak noktalarınız?

Devrim, insanların, önlerine konan engelleri aşması ile ilgili bir olay.

Zaten inandığım pek çok şeyi yeniden doğruladı bu devrim. İnsanların beklemekte olduğuna ve yüzeyin altında öfkelerinin yavaş yavaş kaynadığına dair inancımı hiçbir zaman kaybetmedim. Böyle düşündüğüm için bana sıkça romantik olduğum, dünyayı toz pembe gözlüklerin arkasından izlediğim söylendi.

Belki de doğruydu bu. Ancak her zaman insanların hayatta kalmak için kullandıkları stratejilerin (yani hayatta kalmak için verdikleri mücadelenin, yaptıkları esprilerin) onların direncini gösterdiğini düşünüyordum.

Aynı zamanda hem devrimin bir parçası oldunuz hem de onu kaleme aldınız. Kendinizi devrimden bir anlığına soyutlayıp onun üzerine yazmak ve önemini idrak etmek sizin için zor oldu mu?

Makaleler, konuşmalar ya da kısa yazılar zor olmadı, çünkü onları devrimin içerisinden yazıyordum.

Ancak bir kitap yazmak çok daha zorlu bir işti.

Geçen yıl Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında bu kitabı yazdım.

O 18 günün (ki Mübarek'in devrilmesiyle sonuçlanmıştı) duygularını yeniden yaratmak ve bunu bağlamına oturtmak istiyordum.

Kitap yazmak demek uzunca bir süre evde tıkılı kalmak, meydanda olamamak demekti. İşin bu kısmı oldukça zordu.

Birisi bana nesnellikle ilgili bir soru sormuştu.

Ben de hiç bir zaman öyle bir derdimin olmadığını söyledim. Ben bir partizanım ve yazdığım şeyler de aktivizmimin bir parçası.

İnsanların mücadelenin ilk günlerinde kendilerini yalnızca gösteri yapıyor olarak tanımladıklarını söylüyorsunuz. Hangi aşamada bunun salt bir gösteri yapmaktan fazlası olduğu, bir devrime doğru yürüdüğünüz netleşti?

Polisin ve güvenlik güçlerinin Kahire'den çekildiği 29 Ocak'ta. Elektrkler kesilmişti ve ordu sokaklara girmişti.

Bu, rejimin nihayet bu bir protestodan fazlasını anladığı andı. 2 Şubat'taki "Deve Savaşı"ndan sonra her şey bir kez daha yönünü değiştirdi.

Şimdilerde devrimi kucaklayan Batılı hükümetlere ilişkin ne düşünüyorsunuz?

Hükümetler ikiyüzlüdür. Benim için önemli olan insanlar.

Mart ayında konuşmalar yapmak üzere yurtdışına seyahatler yaptığımda, bütün dünyada insanların nasıl yoğun bir şekilde bizden bahsettiklerini gördüm. İnanılmaz derecede ve cesaretlendirici nitelikte bir iyi niyet gösterisi vardı.

Batılı yorumcular şimdiden devrimlerin İslamcılar tarafından çalındığını ileri sürüyor. Bu iddialara karşı ne diyorsunuz?

Ne bakımdan çalınmış?

Seçimler yapıldı. Bu seçimler benim kişisel olarak istediğim bir parlamentonun oluşmasına yol açmış olmasa da, seçilen parlamento budur. Bu parlamentoyla devam etmek durumundayız.

Batılı hükümetlerin işimize karışmamasını nasıl sağlayacağımız üzerine kafa yormalıyız.

Belki de Batılı hükümetlerin sürece hiçbir şekilde müdahil olmadıkları bir durum hayal etmek idealist olur, ancak bunun etkilerini en aza indirmek için çalışmak zorundayız.

Bunun bir çözümü, demokrasiyi derinleştirmektir. Ve doğrusu, şimdilerde bizim seçmiş olduğumuz bir hükümetin görevde olduğu gerçeği olumlu bir gelişme.

Diğer biz çözüm de ekonomiyi geliştirmek. Bu, başka devletlerden ekonomik yardım almak zorunda kalmamamız için gerekli.

Ancak bunların gerçekleşebilmesi için zaman gerekli.

Bazı durumlarda, dayanışma eylemleri dini bölünme tehdidini ortadan kaldırdı. Sizce bu ne derece önemliydi?

Çok önemli, çünkü hareketi bölmek Mübarek'in ve Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi'nin (SCAF) stratejisiydi.

Her zaman bizi bölmeye çalıştılar. Sadece Müslümanlarla Kıptileri değil, aynı zamanda zenginlerle fakirleri, şehirlilerle köylüleri, İslamcılarla İslamcı olmayanları da.

Müslümanların kendi içlerindeki bölünmelere dahi yön vermeye çalıştılar.

Tahrir'deki 18 günle ilgili en güzel şeylerden biri, insanların Mısır'ın farklılıklarıyla anlam kazandığını fark etmeleriydi. İnsanların bu ideali dile getirdikleri ve bu ideale sahip çıktıkları hissine sahip oluyorsunuz.

Askeri Konsey aynı zamanda kadınları da hareketin dışına itmek için çabaladı. Sizce başarılı oluyorlar mı?

Hayır ve bunun kendisi de bir tür adalet.

Rejim bize karşı daha kötü davrandıkça, biz daha sert tepki gösteriyoruz.

Örneğin, kadınları 'bekâret testi' dedikleri teste tabi tuttular. Ancak muhafazakâr bir geçmişe sahip olan Samira İbrahim adlı bir kadın, ailesinin tam desteğini de arkasına alarak onları mahkemeye verdi ve sonunda kazandı.

Kadınların devrime katılabilirliğine muazzam bir katkı sağlamış oldu böylece.

"Mavi sütyenli kıza" yapılan saldırılardan sonra, kadınlar açıkça direneceklerini belli ettiler. 3 bin kadar kadın yürüyüş yaptı.

Rejim, kadınların siyasi eyleme girişmeden önce kuşkuya düşmelerini istiyordu. Ancak bunun tam tersi bir etkiyle karşı karşıya kaldılar.

Doktorlar, profesörler ve bilim insanları, Tahrir'deki 18 gün boyunca işçilerle, sokak çocuklarıyla ve fakirlerle omuz omuza mücadele etti. Daha orta sınıf bileşenler şimdilrde devrime dair ne hissediyor?

Ne miktarda orta sınıf mensubunun geriye çekildiğine dair yapılmış olan bir araştırma görmedim ve bu konuda spekülasyon yapmak istemem.

Ancak Tahrir meydanındaki nüfus dağılımını gayet iyi biliyorum. Aralık ayında orada öldürülen insanların listesini yazarsanız, orada herkesin temsil edildiğini görürsünüz.

Devrimin önemli özeliklerinden biri de örgütlü işçi sınıfının sürece dâhil olmasıydı. Grevler ve yeni sendikaların kurulması ne derecede önemli?

Bence bunlar devrimin tam kalbinde yer alıyor.

Görünen manzara Tahrir'di, ancak grevler olmasa, emek gücü işi bırakmasa, devrim mümkün olmazdı.

İşçiler bugün hâlâ grev yapıyor, ancak bir yandan da usulsüzce satılan şirketlerin patronlarını mahkemeye veriyorlar.

Onların bu eylemi, rejimin ne denli yozlaşmış olduğuna ve bu şirketlerin ekonomiyi nasıl bir bataklığa sürüklediğine dair bir farkındalık yaratıyor.

Devrimin başlangıcında popüler slogan "ordu millet el ele" idi. Şimdi kitleler Askeri Konsey'in gitmesini talep ediyor. Bu ne derecede bir değişim?

Bu, oldukça önemli bir nokta. Eğer Askeri Konsey farklı bir tutum benimseseydi, o zaman silahlı güçler popüler bir kurum olarak kalabilirdi.

Şimdi eleştiri yalnızca Askeri Konsey'e yönelik değil. İnsanlar ordunun nasıl işlediğine, özellikle de erlere nasıl davranıldığına bakıyorlar. Generaller bu askerleri bir nevi "çıraklık sözleşmesi"ne tabi tutuyor.

Eğitimler sırasında ölen askerlerin sayısının fazlalığı da devrimden önce bilinmeyen bir şeydi.

Ordu ne kadar sağlam, bölünme ihtimali var mı?

Buna dair fikir yürütmek oldukça zor, ancak ordu içerisinde bastırılan ayaklanmalara dair söylentiler var. Askeri Konsey ve ordu yönetimi genel olarak ordu içerisindeki olası bir ayaklanmadan oldukça ürküyor.

Devrim anlık bir olay değil, bir süreç olduğu için hâlen sürmekte olan bir şey hakkında yazdığınızı söylüyorsunuz. Gelecek için umutlarınız neler?

Devrimin çok belirli hedefleri var. Bunlar oldukça büyük fakat son derece net olan talepler: ekmek, özgürlük ve insanlık onuru.

Bunların gerçekleşmesi devletin tamamıyla yenide yapılandırılmasını, gücün bütünüyle yeniden paylaştırılmasını; eğitimin, sağlık hizmetlerinin ve vatandaşların haklarının yeniden yapılandırılmasını, kitlesel bir istihdam sağlanmasını ve toplumsal adaleti gerektiriyor.

Umudum o ki, sokaklardaki devrim ruhunun korumaya devam edeceğiz.

Parlamentoya baskı yapabilir, kamusal gösteriler düzenleyebilir ve işçilerin mücadelesi yoluyla bu amaçlara doğru harekete geçebiliriz.

Yola daha yeni çıktık ancak insanlar şimdiden kendi güçlerinin ayırdına vardılar.

(Türkçeye Melih Mol çevirdi)


E-mailPrintFavorites PDF Blogger Delicious Digg Facebook Friendfeed Google Haber.gen.tr Live MySpace StumbleUpon Twitter Yahoo